RUHUMU OKŞADI DERİN BİR SÜKUT;KAYBETTİM İNCİLERİMİ BİR HAZAN GÜNÜ
..........HOŞGELDİNİZ............

En Değerli Hazinemiz Annelerimize...

Hırçınlığımın tesellisi, şefkatine sığındığım, hayatımı gönüllü paylaşan annem...
NASIL HAKKINI ÖDERİM...

Yorum (yok) Sende Dök içini!

26 Nisan 'Ağlayan hayalet sehir'

Cernobil.
26 nisan 1986 - 21 yil once...
 
Belarus sinirina yakin, Ukrayna'nin kuzeyinde Kiev iline bagli sehir. asil ismi Pripyat olan sehir 1986'da cernobil reaktor kazasi nedeni ile bosaltilmistir. Cernobil faciasi 26 nisan 1986 tarihinde gerceklesmistir. Sadece 4 numarali reaktor patlamistir. bu olay  isi denemesi sirasinda olmustur. Pripiyat sehrinde bir insan 4 gun kalirsa olmus olur. insan vucudu en fazla 400 rontgene(eski radyasyon olcu birimi)dayanabilir. atmosferden her gun 1/2(yarim)rontgene maruz kaliriz. 1972’de Ukrayna’daki (o donem Sovyet Rusya’nin bir parcasiydi) Kiev’in 140 km kuzeyinde kurulan Cernobil nukleer santrali’nda ortaya cikan kazaya, her biri 1.000 me (mw) gucunde dort reaktordeki tasarim hatalari ile reaktorlerden birinde guvenlik sisteminin devre disi birakildigi bir sirada deney yapilmasi yol acti.
 
deneyin yapilacagi 25 nisan 1986’da once reaktorun gucu yariya dusuruldu, ardindan da acil sogutma sistemi ile deney sirasinda reaktorun kapanmasini onlemek icin tehlike aninda calismaya baslayan guvenlik sistemi devre disi birakildi. 26 nisan gunu saat 01:00’i biraz gece teknisyenler deneyin son hazirliklarini tamamlamak uzere ek su pompalarini calistirdilar. bunun sonucunda gucunun yuzde 7’siyle calismakta olan reaktorde buhar basici dustu ve buhar ayirma tamburlarindaki su duzeyi guvenlik sinirinin altina indi. normal olarak bu durumda reaktorun guvenlik sistemine ulasmasi gereken sinyaller de teknisyenler tarafindan engellendi. su duzeyini yukseltmek icin buhar sistemine daha fazla su aktarildi ve saat 01:23’de deneyin fiilen baslatilmasi icin kosullarin olustuguna karar verildi. deneyin amaci, reaktorun calismasi ansizin durduruldugunda, buhar tirbunlerinin daha ne kadar sure calismayi surdureceklerini ve boylece ne kadar sure acil guvenlik sistemine guc saglayabileceklerin i ogrenmekti. geri kalan oteki acil guvenlik sinyali baglantilarini da kestikten sonra turbinlere giden buhar akisi durduruldu. bunun sonucunda dolasim pompalari ve reaktorun sogutma sistemi yavasladi. yakit kanallarinda ani bir isi yukselmesi goruldu ve yapim ozellikleri nedeniyle reaktor tumuyle denetimden cikmis oldu. tehlikeyi farkeden teknisyenler reaktorun durdurulmasini saglamak amaciyla butun denetim cubuklarini derhal sisteme sokmaya karar verdiler. ama asiri derecede isinmis bulunan reaktorlerde saat 01:24’te yani deneye baslanmasindan bir dakika sonra iki patlama oldu. bu patlamanin ayrintilari tam olarak bilinememekle birlikte, denetim disi bir cekirdek tepkimesinin gerceklesmis oldugu anlasilmaktadir. uc saniye icinde reaktorun gucu %7’den %50’ye firladi. yakit parcaciklarinin sogutma suyuyla karsilasmasi, suyun bir anda buhara donusmesine yol acti. olusan asiri buhar basinci reaktorun ve santral binasinin tepesini ucurdu. reaktordeki zirkonyum ve grafitin yuksek sicakliktaki buharla karsilasmasi sonucu olusan hidrojen yanarak butun santrali atesler icinde birakti.

Yorum (1) Sende Dök içini!

23 NİSAN

ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
23 Nisan 1920,Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilân ettiği tarihtir.Atatürk, 23 Nisan 1924'te '23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir.Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929’da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır.1979'da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır.

Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir.Türk milletinin gönlünde, onun bağımsızlığının sarsılmaz ifadesi olarak en önemli yeri işgâl eden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı,her yıl yurdumuzda ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde,bütün kurumlarımızda, okullarımızda ve her evde çeşitli etkinliklerle kutlanarak millî birliğimizin kenetlenmiş ifadesini temsil etmektedir.Büyük önder Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, millî bayramımız olan 23 Nisanlar’ı çocuklara armağan etmiştir. Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devleti’nin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar, önemli birer vesiledir.Milletimize ve bütün çocuklara kutlu olsun.

Atatürk diyor ki:
“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da millî egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”


23 Nisan'da açtı Büyük Meclisi.
Meclise oldu başkan Atatürk'ün kendisi.
Dedi: Kendin yönetir halkın kendi kendisi.
Bu millete yakışan en iyi demokrasi.

***

Çocuklar şarkı söylerken
Kanatlanır gökyüzüne
Melek olur.

Çocuklar şarkı söylerken
Sarı saçlı, mavi gözlü
Bebek olur.

Çocuklar şarkı söylerken
Bulut olur,
Gökkuşağı olur
Deniz olur.

Çocuklar şarkı söylerken
23 Nisanlarda
Pırıl pırıl saydam kanatlı
Kelebek olur.

Çocuklar şarkı söylerken
23 Nisanlarda
Dillerinde, gözlerinde
Yüreklerinde yalnızca
Bir dilek olur.

Teşekkürler Atatürk
Teşekkürler Atatürk

***

TÜM ÇOCUKLARIN 23 NİSAN BAYRAMI KUTLU OLSUN...

Yorum (1) Sende Dök içini!

Kandiliniz Mübarek olsun...

0



Bu gece Mevlid Kandili , Kainatın efendisi Hz. Muhammed (sav)’in kainatı şereflendirdiği mukaddes gece. Bizim için bir fırsat gecesi, bir arınma gecesi. Duaların geri çevrilmediği, ibadetlerin kabul olduğu gönüllerin huzur bulduğu kandil gecelerin ilki olan Mevlid kandili gecesidir.
Bugün, alemlere Rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed(sav)'in doğum günü.Bu vesileyle Müslümanların mübarek Mevlid Kandili'ni tebrik eder, insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Allah'tan dilerim.

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.
Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.
İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.
Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?
Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.


Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.
Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.


Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.
Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.
Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.


Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.


Yorum (5) Sende Dök içini!

NEVRUZ

Nevruz Avrasyanın ortak bayramı

Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı "ana" olarak vasıflandıran Türk'ün düşünce sisteminde "baharın gelişi" elbette önemli bir yere sahip olacaktı.Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.

Genellikle Nevruz, yani Farsça "Yeni Gün" adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayramdır. Böyle bir bayramın, yani mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında yer aldığı da bilinmektedir. Mesela, Hıristiyan âleminin dinî muhteva ile şekillendirerek ve Noel Baba sembolü ile karlar ülkesinden geyiklerin çektiği kızaklarla neşe ve ümitleri taşıdığı "Noel Bayramı" bunun farklı bir örneğini teşkil eder. Bu kutlamalarda yine bahara duyulan özlem "çam ağacı" motifi etrafında şekillendiriliyor.Aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türk' ün kutladığı "bahar bayramı"nın da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor. Burada dikkati çeken husus "baharın başladığı zaman"dır. Türk, bu takvim değişikliğini "toprağın uyandığı gün" ile özdeşleştirmiştir. Kışın ortasında baharı kutlamaz. Türklerde bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğinde olan Nevruz'un ruhî atmosferini ve eskiliğini anlayabilmek için kültürümüzün yıpranmış, tozlu ve pek okunmayan eski sayfalarına bir göz atmamız gerekiyor. Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar:
"... Yüce Göktanrı'nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk'ün Atası) yaradıldın!"

Nevruz, çeşitli kültür çevrelerinde, farklı etnik gruplarda farklı bir muhtevaya ve anlama sahip olmuştur. Kültürler arasındaki iletişim sonucunda çeşitli kültürlere girmiş ve benimsenmiştir. Eldeki tarihi kaynaklardan hareketle en eski Türk adetlerinden, bayramlarından biri olduğu kesinleşmiştir. Yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikler hiç değişmeden günümüze kadar yaşadığı uçsuz bucaksız coğrafyalarda görülmektedir.Çin kaynaklarından Kutadgu Bilig'e,Kaşgarlı Mahmud'dan Bîrûnî'ye, Nizâmü'ı Mülk'ün Siyasetnâme'sinden Melikşah'ın takvimine kadar, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey'in kanunlarına kadar gelen bir çizgide Nevruz ile ilgili kayıtlar eldedir. Diğer taraftan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucusu Şah İsmail (Hataî), Osmanlılarda Sultan I. Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad gibi hükümdarların, Mustafa Kemal Atatürk'ün; din adamlarımızdan Kazasker Bâki Efendi ve Şeyhülislam Yahya Efendilerin, şairlerimizden Kuloğlu, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Şükrü Baba, Hüsnü Baba, Fuzulî, Nev'î Efendi, Nef'î, Nedim, Hüseyin Suad ve Namık Kemal gibi şairlerimizin Fatih devri vezirlerinden Ahmed Paşa'nın; büyük Azeri şairi Şehriyar'ın ve büyük Türkmen şairi Mahdumkulu'nun uzun bir tarih boyunca Nevruz bayramının gelişini "Nevruziye" veya "Bahariye" denilen şiirlerle kutladıklarını da biliyoruz.Ayrıca Nevruz'un Türk musikisinin en eski mürekkep makamlarından biri olarak da kültürümüzde yedi yüzyıldan fazla bir maziye sahip olduğunu da biliyoruz. Bu makam ilk defa Urmiyeli Safıyûddîn Abdulmü'mîn Urmevî (1224-1294) tarafından kullanılmıştır. Bu şekilde elimizde yirminin üzerinde makam bulunmaktadır.Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğuş bağlantısı olmayan, İslâmiyetten çok öncelere giden bir gelenektir.Yani bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Bu yüzden de herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır.1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri'nde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan,Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon/Nevruz Bayramı'nı "Milli Bayram" olarak ilan etmişlerdir. Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem vermektedirler.Türk kültüründen kaynaklanan Ergenekon/Nevruz bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır.Türkiye'de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmi tatil olmaksızın bayram ilan edilmiştir.Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon'dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak "ortak kültür ocağı"nda binlerce ruhu ısıtacaktır. Avrasya'nın,Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun,Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

...

Yorum (yok) Sende Dök içini!

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZİN ANISINA...

ÇANAKKALE GEÇİLMEDİ GEÇİLEMEZ...

BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZİN HİÇ BİR ZAMAN KOPMAMASI İÇİN

AYRILIKLARIN HİÇ BİR ZAMAN MİLLETİMİZİN CANINI YAKMAMASI İÇİN
ÇANAKKALE RUHUNU DAİMA İÇİMİZDE YAŞATMALIYIZ...




Kolağası (Ön Yüzbaşı) Bölük Komutanı - Mehmet TEVFİK- 1881 İstanbul

Sebebi hayatım, feyz-ü refikim,

Sevgili babacığım,valideciğim,

Arıburnu'nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum.Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağımdan ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum.

Hamdü senalar olsun Cenab-ı Hakk'a beni bu rütbeye kadar isal etti.Yine mukadderatı ilahiye olarak beni asker yaptı.Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz.Sebeb-i Feyz-ü refikim ve hayatım oldunuz.Cenab-ı Hakk'a ve sizlere çok teşekkürler ederim.

Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı hak etmek zamanıdır.Vazife-i mukaddese-i vataniyeyi ifaya cehdediyorum.Rütbe-işehadete suudedersem Cenab-ı Hakk'ınen sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim.Asker olduğum için bu her zaman bana pek yakındır,sevgili babacığım ve valideciğim.Göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih'ciğimi evvele Cenab-ı Hakk'ın saniyen sizin himayenize tevdi ediyorum.Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapınız.

Oğlumun talim ve terbiyesine siz de refikamla birlikte lütfen sayediniz.Servetimizin olmadığı malumdur.Mümkün olandan fazla birşeyi isteyemem,istesem de pek beyhudedir.Refikama hitaben yazdığım matuf mektubu lütfen kendi eline veriniz.Fakat çok müteessir olacaktır,o teessürü izale edecek vechile veriniz.Ağlayacak üzülecek tabi teselli ediniz.Mukadderat-ı ilahiye böyleymiş.Malumat ve düyunatın hakkında refikam mektubunda laf ettiğim deftere ehemmiyet veriniz.Münevver'in hafızasında ve yahut kendi defterinde mukayyet düyunat da doğrudur.Münevver'e yazdığım mektubum daha mufassaldır.kendisinden sorunuz.

Sevgili baba ve valideciğim ,

Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur.Beni affediniz,hakkınızı helal ediniz,ruhumu şadediniz,işlerimizi tavsiyesinde refikama muavenet ediniz ve muin olunuz.
Sevgili Hemşirem Lütfiye'ciğim,

Bilirsiniz ki sizi çok severdim.Sizin için vesayemin yettiği nisbette ne yapmak lazımsa yapmak isterdim.Belki size karşı da kusur etmişimdir,beni affet ,mukadderatı ilahiye böyle imiş hakkını helal et ruhumu şadet , yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih'e sen de yardım et , sizi de Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve himayesine tevdi ediyorum.

Ey akraba ve ehibba ve evda , cümlenize elveda , cümleniz hakkınızı helal ediniz.Bnim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun.Elveda , elveda..Cümlenizi Cenab-ı Hakk'a tevdi ve emanet ediyorum..

Ebediyen Allah'a ısmarladım.

Sevgili Babacığım ve Valideciğim.... Oğlunuz Mehmet Tevfik















"BENİM GÖZLERİM GÖRECEĞİNİ GÖRDÜ"
O gün Boğaz tabyaları arasında en çok iş gören ve en çok hasara uğrayan Rumeli Mecidiyesi Bataryası oldu.Sabahtan beri muharebenin en şiddetli anlarında dahi iki sahil arasında gidip gelmekten çekinmemiş olan Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, tabyanın feci durumunu haber aldığı zaman yine motora atlayıp Çimenlik İskelesinden karşı sahile hareket etti.Cephaneliği berhava olan tabyanın durumu hazindi. İstihkam yıkıntıları arasında dolaşmakta olduğu sırada bir ağacın altına uzanmış olan bir askerin hali dikkatini çekti ve yanına gidip Ne var evlat ? diye sordu.Nefer hemen yerinden fırlayıp esas duruş vaziyeti aldı.Çünkü sesi tanımıştı.Ama gözleri başka tarafa bakıyordu.(Gözlerine giren parçacıklar gözlerini almıştı neferden)Gözlerine bir şey mi oldu oğlum?O zaman nefer tok sesiyle Üzülmeyin efendim diye cevap verdi.Benim gözlerim göreceğini gördü(Evet düşman gemilerine tam isabet kaydedilmiş ve Ocean destroyeri hareket edemez hale getirilmişti.)Cevat Paşa sessiz sessiz ağlıyordu.

















Çanakkaleyi geçilmez yapan öncelikle başkomutan M.Kemal Atatürk ve bütün şehitlerimizi saygıyla anıyorum. Ruhları şad olsun. Bizler için savaştılar, bizler için şehit oldular. Onların bırakmış olduğu bu mirasa yeteri kadar sahip çıkamadığımızı düşünüyorum.

Avustralyalılar bile her sene binlerce kilometre gelip dedelerinin mezarlarını ziyaret edebiliyorken Türk milleti neden bu kadar duyarsız olabiliyor anlamak mümkün değil. Bir türk genci hayatında bir kez dahi olsa bu şehitliği ziyarete gidip, bu vatanın hangi şartlarda bizlere mirasa bırakıldığını anlamalıdır.

Çünkü Çanakkale savaşları sıradan bir savaş olmamıştır. Bu zafer Türk askerinin kahramanlığını ve dillere destan mücadelesini simgeleyen, gözlerini bile kırpmadan, silahsız, mermisiz ölüme seve seve koşan aziz şehitlerimizin zaferidir. Gezenler bilir, manevi bir havası var Çanakkale şehitliğinin. Orada dolaşırken gözyaşı dökmeyenin kanından şüphe duyarım.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Turk Tarihine Yon Veren Kadinlar...

Kadinlar,83 yillik Cumhuriyet tarihinde pek cok alanda yarattiklari ilklerle kendilerinden sonra gelenlere oncu ve ornek oldular.Ilk kadin avukat Sureyya Agaoglu, Yassiada'da hukuk profesoru babasi Ahmet Agaoglu'nu savundu. Ilk kadin doktor Safiye Ali, Kurtulus, Balkan ve 2. dunya savaslarinda hastalara sifa dagitti. Turkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadin bakani Turkan Akyol, ilk kadin basbakani Tansu Ciller oldu.

Turk kadininin, varolma mucadelesindeki onemli tarihler soyle:
-1920: Ilk Turk kadin avukat Sureyya Agaoglu, Istanbul Universitesi Hukuk Fakultesi'ne kaydoldu.
-Haziran 1923: Nezihe Muhittin'in baskanliginda ilk kadin partisi olan Kadinlar Halk Firkasi'nin kurulmasi girisiminde bulunuldu, kadinlara oy hakki tanimayan 1909 tarihli Secim Kanunu geregince valilikce partinin kurulusuna onay verilmediginden derneklesmeye gidildi.
-1933: Aydin'in Karpuzlu koyunde ilk kadin muhtar Gul Esin, yaklasIk 500 oy alarak secildi.
-8 Subat 1935: Turkiye Buyuk Millet Meclisi 5. Donem secimleri sonucunda 17 kadin milletvekili ilk kez meclise girdi, ara secimlerde bu sayi 18'e ulasti.
-1936: Eskisehir Askeri Hava Okulu'ndan mezun olan Ataturk'un manevi kizi Sabiha Gokcen dunyanin ilk kadin savas pilotu oldu.
-1950: Ilk kadin belediye baskani Mufide Ilhan, Mersin'den secildi.
-1971: Ilk kadin bakan Dr. Turkan Akyol atandi.
-1991: Ilk kadin vali Lale Aytaman, Mugla'ya atandi.
-1993: Turkiye'nin ilk kadin basbakani Tansu Ciller, hukumeti kurdu.
-2005: Tulay Tugcu, Anayasa Mahkemesi baskanligina secilen ilk kadin oldu.
-2007: Arzuhan Dogan Yalcindag, TUSIAD baskanligina secildi.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

TARİH-5 Mart

5 Mart günü tarih sayfalarına nasıl yansıdı?
Tarihin değişik dönemlerinden 5 Mart'ta yaşananlar;

a.. Sovyetler Birliği'nin lideri Stalin öldü (1953).
b.. Kolombiyalı roman ve öykü yazarı Gabriel G. Mârquez doğdu (1928).
c.. Birleşmiş Milletler Bosna'ya Türk askeri gönderilmesini kabul etti. (1994).
d.. 2001 - Süpermarketlerin 3 yıl içinde kent dışına çıkarılmasına karar verildi.
e.. 2000 - İnternet aracılığıyla uluslararası ün yapan Mahir Çağrı, Forbes Dergisi'nin en ünlü 100 kişisi arasına girdi.
f.. 2000 - Hayırseverliği ile tanınan işadamı İzzet Baysal vefat etti.
g.. 1998 - Erken seçim tartışmalarına katılan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, seçime ihtiyaç olmadığını söyledi.
h.. 1991 - Milli Savunma Bakanlığı 80 firmanın kamu ihalelerine girmelerini değişik sürelerle (3 aydan 1 yıla kadar) yasakladı.
i.. 1991 - Türkiye'de bankacılığın gelişmesine önemli katkılarda bulunan, eski milletvekili Kazım Taşkent vefat etti.
j.. 1990 - Türkiye'nin ilk yabancı Menkul Kıymetler Fonu Vakıfbank tarafından oluşturuldu.
k.. 1982 - Dünyanın ilk huzurevleri, ABD'nin Montana ve Nevada eyaletlerinde hizmete girdi.
l.. 1979 - Siverek'te iki aşiret arasındaki çatışmada 10 kişi öldü, 15 kişi de yaralandı.
m.. 1976 - Hava Kuvvetleri Komutanı Emin Alpkaya istifa etti.
n.. 1973 - Genelkurmay Başkanı Orgeneral Faruk Gürler, kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Bir gün sonra da Cumhurbaşkanı Sunay tarafından, Mehmet İzmen'den boşalan kontenjan senatörlüğüne aday gösterildi.
o.. 1971 - ODTÜ'de meydana gelen olaylara jandarma müdahale etti. 70 saat süren çatışmada 1 öğrenci, 1 komando ve 1 aşçı öldü; 6 asker ve 20 öğrenci ise yaralandı.
p.. 1969 - Koç Holding bünyesinde faaliyet gösteren Tofaş Türk Otomobil Fab. A.Ş. Bursa'da kuruldu.
q.. 1963 - Akbank 'Elektronik Hesap Merkezi' (EHM) faaliyete geçti.
r.. 1959 - Türkiye ile Amerika arasında işbirliği antlaşması imzalandı.
s.. 1934 - Halit Refiğ (Yönetmen) doğdu.
t.. 1924 - Ziraat ve Ticaret Vekâletleri Teşkiline Dair Kanun TBMM'de kabul edildi.
u.. 1914 - Sofya'da görevli bulunan Mustafa Kemal, Balkan devletlerinin siyasi durumu, siyasi amaçları ve ilişkileri hakkında Genelkurmay Başkanlığı'na rapor yazdı.

Yorum (1) Sende Dök içini!

TARİH-4 Mart

4 Mart günü tarih sayfalarına nasıl yansıdı?
Tarihin değişik dönemlerinden 4 Mart’ta yaşananlar;

 a.. Halife Abdülmecit Efendi ve hanedan mensupları yurtdışına çıkarıldı (1924).
 b.. Vak’a-i Vakvakiye; (Yeniçeriler, IV. Mehmed’in onayıyla bazı saray ağalarını idam ettirdiler)(1656).
 c.. İzmir İktisat Kongresi sona erdi. ‘Misak-ı İktisadi’ kabul edildi (1923).
 d.. 1998 - KESK, TBMM gündeminde bulunan kamu çalışanları sendikası yasa tasarısının geri çekilmesi için Ankara'da eylem yaptı.
 e.. 1991 - Merkez Bankası'nın geçen hafta aldığı 'Interbank'ta kotasyon vermeme' ve 'Bankaların disponibilite oranlarının yükseltilmesi' kararları Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
 f.. 1983 - Vestel A.Ş. kuruldu.
 g.. 1981 - Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği Çalışam Ateşesi Reşat Moralı ile din görevlisi Tecelli Arı, Çalışma Ateşeliğinden çıkıp arabaya binecekleri sırada 2 teröristin saldırısına uğrayarak hayatlarını kaybetti. Saldırıyı ASALA üstlendi.
 h.. 1977 - Kaliteli iplik üretimi yapan Karsu Tekstil A.Ş. Kayseri'de faaliyete geçti.
 i.. 1977 - Türkiye Barolar Birliği'nin aldığı karar üzerine tüm yurtta avukatlar davalara girmediler.
 j.. 1964 - Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'ta üç ay süre ile görev yapacak Uluslararası Barış Gücü gönderilmesine karar verdi.
 k.. 1955 - Türk-Amerikan işbirliğiyle kurulan Minneapolis Moline Türk Traktör ve Ziraat Makinaları Fabrikası Ankara'da açıldı.
 l.. 1934 - İstanbul Üniversitesi'nde Türk İnkılp Tarihi Enstitüsü öğretime başladı.
 m.. 1929 - Takrir-i Sükun Kanunu kaldırıldı.
 n.. 1925 - Takrir-i Sükun Kanunu TBMM de kabul edildi.
 o.. 1924 - Halife Abdulmecit Efendi ve hanedan mensupları yurtdışına çıkarıldı.
 p.. 1922 - Gazi Mustafa Kemal, cepheyi denetlemek üzere Ankara'dan ayrıldı.
 q.. 1920 - Celalettin Arif Bey, Mebusan Meclisi başkanlığına seçildi.
 r.. 1919 - Bir gün önce istifa eden Tevfik (Okday) Paşa Hükümeti yerine, Damat Ferid Paşa Hükümeti kuruldu.
 s.. 1915 - İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Boğazlar'ın taksimini öngören İstanbul Antlaşması imzalandı.
 t.. 1915 - Avustralya Tugayı, Mondros Limanı'na geldi.
 u.. 1915 - İngiliz ve Fransız harp gemilerinden oluşan Birleşik Filo, Seddülbahir ve Kumkale'ye yeniden bir çıkarma girişiminde bulundu.
 v.. 1656 - Düşük ayarlı para ve alınamayan maaşlar için ayaklanan askerler, IV. Mehmed'in onayıyla bazı saray ağalarını idam ettiler. Tarihimizde Çınar Vakası diye geçer.

Yorum (2) Sende Dök içini!

« Önceki ::