RUHUMU OKŞADI DERİN BİR SÜKUT;KAYBETTİM İNCİLERİMİ BİR HAZAN GÜNÜ
..........HOŞGELDİNİZ............

DA VINCI'NIN YEDİ PRENSİBİ

1 CURIOSITA: Yaşama doymak bilmeyen bir merak ve öğrenmeyle bağlı olmaktır. Hiçbir konu, hiçbir dal ayrımı yapmaksızın, çevremizdekilerin düşünecek ve söyleyeceklerinden çekinmeden, merakımızı kaybetmeden sormak, araştırmak, öğrenmek gereklidir.


2 DIMASTRAZIONE: Bilgiyi deneme yolu ile test etme, sebatkarlık ve hatalardan ders alma arzusu anlamına gelir.Öğrenilen her şey mutlaka denenerek test edilmeli, doğruluğuna ondan sonra karar verilmelidir.


3 SENSAZIONE: Duyguların özellikle hayati deneyimlerin bir aracı olan görüşün devamlı olarak rafine edilmesi anlamına gelir. Müzik dinlemeli, resim çizmeli, müzeler gezmeli, kitap okumalıyız. Değişik yiyecek ve içecekler tatmalı, çevremizdeki her şeye dokunmalıyız.


4 SFUMATO: Belirsizliği, paradoksu ve kararsızlığı kucaklama arzusu anlamına gelir. Gelişen dünyada başarılı olmak için belirsizlikler altında çalışmaya alışmalıyız. Paradoksla karşılaştığımızda sükunetimizi koruyarak etkili ve sağlıklı bir zihne sahip olabiliriz.


5 ARTE/SCIENZA: Bilim ve sanat, mantık ve hayal arasındaki dengenin geliştirilmesi anlamına gelir. Her insan doğuştan her türlü yeteneğe sahiptir.


6 CORPORALITA: Zarafet her iki eli de aynı şekilde kullanabilmenin fitresi ve dengenin sağlanması anlamına gelir. Başarı için kişinin öncelikle kendisiyle barışık olması gerekir. Bunu sağlayacak bir etken de insanın sağlıklı, zarif ve dengeli bir vücuda sahip olmasıdır. Bunun için kişinin sahip olduğu fiziki yapısını geliştirmesi gerekir. Bunu sağlamak amacıyla kişi; stresten uzak durmalı, zihnini şen tutmalı, dengeli bir beslenme yapmalı, uykusunu düzenli olarak almalı, zarafetine dikkat etmeli ve sağlığını korumalıdır.


7 CONNESIONE: Bütün olanların ve her şeyin ilişkisini anlamak ve değerlendirmek, sistemli düşünme anlamına gelir. Kısaca yaşadığımız her şeyi birbiriyle olan ilişkisini anlamaya çalışmalı,her şeyi bir arada değerlendirmeliyiz. 

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Tunç Çağı’nın Gizemli Kadınları



Bir süre önce, günümüzden 5 bin yıl öncesinin besleyen, doğuran, üreyen, kutsal, küçük kadınlarının davetine kayıtsız kalamamıştım. Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’ne, göreceklerim karşısında nasıl büyüleneceğimi kurgulayarak gittim.. Çünkü Ana Tanrıça benim için önemliydi.. Çatalhöyük ile ilgili ilk gördüğüm resim ortaokul yıllarıma dayanır ki; bu resim iri göğüslü, şişman bir kadındı.. O zaman ki aklımla ne düşündüğümü hatırlayamıyorum ama şu an çok şey ifade ediyor bana o resimdeki Ana Tanrıça..



Sonra Efes Artemis’iyle tanıştım.. Bol göğüslü olarak yontulmuş bu Artemis, hemen bolluğu ve bereketi gözler önüne seriyordu. Zaten Ana Tanrıça denilince akla doğurganlık, çoğalma gelir. Peki, bu iki karakter arasındaki zamanda Ana Tanrıça kültü kesintiye mi uğramıştı? Tabi ki hayır.. Bu sergi aradaki boşluğu kısmen kapatan bir belgeseldi benim için..



Ana Tanrıça kültünün ortaya çıkışı, M.Ö. 40.000–30.000’lere rastlar. Bu dönemde yaşam mücadelesiyle uğraşan insanoğlu, yaradılışını sorgulamış ve bir hayat dünyaya getiren, onu koruyan, kendinde var olan sütüyle besleyip, büyüten bir varlığın bu doğal özellikleri, Ana Tanrıça kültünün çıkış sebebi olmuştur.

Kent yaşamına geçilen Tunç Çağı’nda (M.Ö. 3200-2000) değişen yaşam koşulları gibi, Ana Tanrıça figürlerinin de değiştiğini gördüm bu sergide.. Öyle Neolitik Dönem Ana Tanrıçaları gibi abartılı uzuvları yok, incelmiş; baş, boyun ve vücuttan oluşan idollerle karşılaştım.. Göğüsleri belirtilmiş ve genelde, besleyici uzuvları olan bu göğüsleri elleriyle kapatır şekilde betimlenmişler.. Bazılarının sadece gözleri belirtilmiş, iri delikler halinde.. Aklıma o an Tanrıların Tanrısı Zeus’un çift yüzlü baltası (labrys) ile birlikte bazen bir göz bazen de bir kulağın betimlendiği, tapınak duvarları geldi. Böyle bir betimleme, “Tanrı sizi görüyor” ya da “Tanrı sizi duyuyor” anlamına gelirdi. Bazı Tanrıça figürinlerinde yalnızca gözlerin gösterilmesi aynı yönde bir inanış mıydı acaba? Kim bilir, belki de “ben her şeyi görüyorum” diyordu sessizce..


Bu kadar çok kadın figürinlerinin yapılması için ise, söylenecek tek bir şey var; onun yaratma gücüne kayıtsız kalamayan insanoğlunun ona tapması..



Yorum (4) Sende Dök içini!

Kübizm

XX. yy. başlarında ortaya çıkan sanat akımıdır. «Kübizm» terimi 1914 Savaşı'ndan önceki yıllarda Paris'te gelişen bir resim akımını belirtir. O dönemde Avrupa'da biçimlenmekte olan modern sanatın temel halkalarından biri kübizmdir. Genellikle kübizmin başlangıç noktasını, 1907 yılında Pablo Picasso'nun yaptığı ve o güne kadar resim alanında benzeri görülmemiş Avignonlu Genç Kızlar tablosunun oluşturduğu konusunda görüş birliği vardır. Burada, çıplak vücutları baltayla yontulmuşa benzeyen beş kadın görülür; basitleştirilmiş biçimler, geometrik biçimler haline dönüşmüştür.O sıralarda doğadaki biçimleri basit hacimlere indirgeyen tabloları yapan yalnız Picasso değildi. Paris'te, o dönemde, izlenimcilikten ve başlıca kaygıları ışığın geçici etkilerini resmetmek olan izlenimcilerden hoşnut olmayan bir genç ressamlar kuşağı yetişiyordu; bunlar, Matisse'in çevresinde toplanmış olan «fovlar»ın çok renkli resim sanatından da hoşlanmıyorlardı. Tablolarını sağlam temellere oturtmak istiyor ve bu konuda ressam Paul Cezanne'ın izinden gidiyorlardı. Nitekim bu ressamlar, Cezanne'dan, onun son Provence manzaralarından ve natürmortlarından esinlenecekler, bundan da kübizm doğacaktı.

İç İçe Geçmiş Hacimler

«Kübizm» adı, Georges Braque'ın bir tablosunu gören Matisse'in bu tablo için «küçük küpler» sözünü kullanmasıyla ortaya çıkmıştır. Bir yanılgı sonucu yeni resme uygulanan bu deyim, Picasso ve Georges Braque'ın o tarihlerde birbirine pek benzeyen ilk kübist eserleri konusunda bir fikir verebilir. Her ikisi de hacimlerin iç içe geçtiği portreler, manzaralar, natürmortlar çizmekteydi. Onlar iki boyutlu (en ve boy) olan tuvalin yüzüne doğada üç boyutlu (en, boy, derinlik) olan nesneleri çizebilmenin çarelerini araştırıyorlardı. Bu, yeni bir sorun değildi; bütün resim sanatının sorunuydu; ama o zamana kadar, derinlik izlenimi perspektif aracılığıyla verilebiliyordu.Picasso ile Braque, her şeyden önce bir tablonun ne olduğunu unutturan bu çözüm yolunu bir yana bıraktılar: tablo, aslında dümdüz bir yüzeydir. Braque ile Picasso, biçimleri tuvalin üzerine kademeli sıralayarak üst üste yerleştirdiler. Zaten onların niyeti, gerçeği gördüğümüz gibi değil, olduğu gibi göstermekti: yerimizi değiştirmeden bir nesneye baktığımız zaman onun sadece bir kısmını, bir köşesini veya bir yüzünü görürüz.Kübistler ise nesneleri, sanki çevresinde dolaşıyorlarmış gibi, birkaç bakış açısından, cepheden, yandan, üstten, alttan bakarak aynı imge üzerinde göstereceklerdir. Aynı şekilde, bir yüzü hem yandan, hem de iki gözü görülecek biçimde (karmaşık görüntü) vereceklerdir.1911'e doğru Braque ve Picasso için, nesneleri kat kat açıp saydam küçük yüzeylere bölmek, kenar çizgilerini kırmak, gerçek bir oyun haline geldi; o kadar ki, neyin resmini yaptıklarını anlamak giderek zorlaştı. İki ressam o sıralarda Avrupa'nın başka merkezlerinde doğmakta olan soyut sanata çok yaklaşmış bulunuyordu.

Resme Gerçeği Sokmak

Kübistler, sanatlarını geliştirirken gerçeği tamamen özgün bir biçimde resim sanatına sokmak amacını güttüler: resme tamamen yabancı öğeleri (kâğıt, gazete parçalan, kibrit çöpleri) tablolarına yapıştırdılar. Üstelik boyalarına kum karıştırdıkları da oluyordu. Bütün bunlar günümüz resim sanatında sık sık rastlanan şeylerdir, ama o dönemde hiç görülmemişti. Kübistler bunu hem gerçek ile ilişkilerini yitirmediklerini göstermek, hem de resimde imtiyazlı madde diye bir şey olmadığını, bir tablonun herhangi bir şeyle yapılabileceğini göstermek için yaptılar. Yeter ki, tablo, biçimlerin tutarlı bir kompozisyonunu oluştursun.Açıklık kaygısıyla, yapısal çizgileri iyice azalttılar ve kompozisyonlarına, hemen belirli bir nesneyi akla getiren resmedilmiş biçimleri eklediler: sözgelimi, bir gitarı belirtmek için teller ve bir eğri, keman için üzerindeki delikleri, şişe için ise şişenin boynunu çizmekle yetindiler...



(Solda) «Mürettip» (1919), Fernand Leger'in eseri. Sanatçı 1910 yılında Picasso ve Braque ile tanıştı. Bu karşılaşma onun açısından son derece önemliydi, zira bu etki altında kübizmi ilk benimseyenlerden biri olacaktı. Staatsgalerie, Münih.

(Sağda) «Sürahi ve Kitap», Juan Gris'in eseri. Leger ile birlikte, Picasso'nun arayışlarına ilk katılanlardan biri olan Gris, kübizmin «sentetik» adı verilen ikinci evresine, yani renge ve mantığa daha çok önem, verilen aşamasına etkin bir biçimde katıldı. Özel koleksiyon, Paris.



Kübizmin temel eserlerinden biri: Picasso'nun «Avignonlu Genç Kızlar» (1907) adlı tablosu. Çağdaş Sanat Müzesi, New York.



(Solda) Marcel Duchamp'ın «Merdivenden İnen Çıplak» (1912) adlı bu tablosu, tek bir hareketin ardışık aşamalarını üst üste gösterisiyle dikkati çeker. Hareketin böyle soyut bir biçimde verilmesi, Duchamp'ın deyişiyle, zaman ve mekânın birarada ifade edilmesini sağlar. Philadelphia Milli Müzesi, A.B.D.

(Sağda) Georges Braque'ın «Gazete» adlı eseri. Sanatçının tablolarında rasgele eşya (gazete, kumaş parçaları v.b.) kullanmağa başlaması ve bunlara «yapıştırılmış kâğıtlar» adını vermesi 1911 yılına rastlar. Çağdaş Sanat Müzesi, Paris.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Gerçeküstücülük

1920'lere doğru başlayan edebiyat ve sanat akımıdır. 1917'de şair Apollinaire, «gerçeküstücü dram» diye nitelenen bir oyunu (Tiresias'ın Memeleri) sahneye koydu. Böylece Paris'te Birinci Dünya Savaşı'nın ertesinde, gerçeküstücülük akımı başladı. Savaşın saçmalığına ve burjuvazinin tutumuna başkaldıran üç genç ozan, Louis Aragon (doğ. 1897), Andre Breton (1896-1966) ve Philippe Soupault (doğ. 1897), toplumu, onun ahlâk değerlerini, estetik geleneklerini, akla ve mantığa güvenini altüst etmeğe karar verdiler.Gerçeküstücüler gerçek dışı fantastik), alışılmadık ve yıkıcı kaynaklardan yararlandılar. Ortaçağ'daki büyü ve mezhep sapkınlığından, Jerome Bosch'un ve Goya'nın cehennemlerinden, romantizmden. Kara Afrika, Okyanusya, Amerika halk sanatlarından esinlendiler; Douanier Rousseau'nun resimlerini, Lautreamont ve Rimbaud'un şiirdeki hezeyanlarını, Alfred Jarry'nin tiyatro alanında başkaldırışını sevdiler.Marx'a ve devrimci Rusya'ya hayran oldular. Freud'un izinden giderek çocukluk, bilinçaltı ve çılgınlık dünyasına daldılar. Nükte ve alayı işleyerek ready made'i, yani ressam Marcel Duchamp'ın (1887-1968) sanat eseri diye imzasını attığı o, «hazır» eşyanın (bir tabure ve bir bisiklet tekerleği) yan yana konuşunu keşfettiler.



«Gerçeküstücülük Bildirisi»nin yazarı Fransız şairi Andre Breton, Aragon ve Soupault ile birlikte, bu akımın kurucusu ve «piri» oldu.

Gerçeği Aşmak

Adından da anlaşılacağı gibi, gerçeküstücüler, gerçeği aşmağa, görünüşün de ötesine geçmeğe çalıştılar. Rüyanın her şeyi yapabilecek güçte olduğuna, bilinçaltının mantık karşısındaki üstünlüğüne inandıklarından, her olanağa başvurarak yasakları altüst etmeğe, bile bile şaşırtıcı davranışlarla insanların huzurunu bozmağa giriştiler.Bir sürü kepazelik çıkardılar: bir avizeye asılarak edebi bir toplantıyı baltaladılar, şaşkın bir seyirci kitlesi önünde, sahnede miyavlayıp, durup dinlenmeden el sıkıştılar, canlı örümcekleri yediler, Sorbonne'da, bir ayaklarını süt kovasına batırarak, orduya, cezaevlerine, üniversitelere, dine karşı ağızlarına geleni söyleyerek konferanslar verdiler. Rüyalarını yazdılar, emir üzerine uyuma ve kendinden geçmiş haldeyken konuşma talimi yaptılar.1920 yılında Breton ile Soupault'un birlikte yazdığı Magtietik Alanlar'ın yayımlanışı, otomatik yazının icadı oldu. Edebi eser kavramını reddederek ortaklaşa metinler yayımladılar. Rastlantı, onlar için, tükenmek bilmeyen bir esin kaynağıydı: gazetelerden kesilmiş başlıkları ve harfleri birleştirerek bir şiir yaratıyor, karmakarışık malzemeyi birbirine yapıştırarak bir tablo veya bir heykel yapıyorlardı.Güven verici olmayan, üstelik seyirciyi tedirgin ederek «yaşamın bağrına sokan» bir güzellik aradılar. Andre Breton gibi, rasgele olan, durmadan kuşkuya düşen, «çılgın bir aşk»ın arayıcılığına koyuldular.

Harikalar Alemine Açılan Bir Kapı

1924 yılında Andre Breton, Gerçeküstücülüğün Bildirisi'ni yayımladı: hayatın sorunlarını çözümlemek için harikaya ve hayal gücüne başvurdu.O tarihten beri, bu akım bütün ülkelerden pek çok sanatçıyı, özellikle ressamlarla ozanları peşinden sürükledi. Bunlardan Marcel Duchamp, resim sanatından vazgeçerek, kendini satranç oyununa verdi; Max Ernst (1891-1976), yapıştırmalar'ı icat etti; Picabia (1873-1953) dişli çarklardan oluşan garip, hayali makineler yarattı; Andre Masson (doğ. 1896) ise, kendini otomatik resme verdi. İtalyan De Chirico (doğ. 1888), İspanyol Picasso, Salvador Dali (doğ. 1904), Belçikalı Rene Magritte (1898-1967) ve Paul Delvaux (doğ. 1897) görünüşte hiç bir mantığı olmayan öğeleri bir tuvalde biraraya getirerek irkiltici bir rüya ve doğaüstü atmosferi yarattılar. Amerikalı Man Ray (doğ. 1890) fotoğraflarla alışılmadık kurgular yaptı.Gerçeküstücü edebiyat ve şiiri özellikle Fransız yazarları temsil ettiler: Antonin Artaud (1896-1948), Robert Desnos, Paul Eluard, Rene Char (doğ. 1907), Aragon. İspanyol Luis Bunuel (doğ. 1900) garip bir sinema yarattı (Bir Endülüs Köpeği, Altın Çağ).

Hep Canlı

Ama topluluk çok kısa bir süre içinde bölündü: Aragon ve Eluard gibi bazıları siyasal bir amaca (komünizm) yönelmek isterken, bazıları buna yanaşmadılar. Andre Breton, ölümüne kadar çağımızın bütün edebiyat, sanat ve felsefe tarihini etkilemiş bulunan bu akımın değişmez ve uzlaşmaz «baba»sı olarak kaldı.Gerçeküstücü anlayış günümüzde de birçok ressam ve ozanla sürüp gitmektedir. Bu anlayış özellikle yaşama ve düşünme tarzımıza damgasını vurmuştur: duvarları süsleyen afişler, bizi büyüleyen yararsız veya garip nesneler, değişme tutkusu ve gençliğin yerleşmiş düzene karşı ayaklanması bunun açık belirtileridir.

Dada Akımı

Gerçeküstücülüğün kökeni, 1916 yılında Zürich'te Tristan Tzara (1896-1963) tarafından temelleri atılan Dada akımıdır. Bu saçma ad, bir grup ressam ve yazar tarafından (Tzara, Hans Arp, Picabia, Marcel Duchamp, Max Ernst) geleneksel toplum, sanat ve kültüre başkaldırdıklarını göstermek üzere bile bile seçilmiştir. Özellikle, Almanya ve Fransa'da etkinlik gösteren Dadacılık, «sözsüz şiir» ve yapıştırılmış kâğıtlardan oluşan deseni yarattı. Ama çok geçmeden, yıkıcılık tutkusu kendi üstüne yöneldi ve akım «patlayarak» gerçeküstücülüğü doğurdu.

Nefis Kadavra

Gerçeküstücüler çok nükteli bir oyun icat ettiler: oyunculardan her biri eline bir kâğıt alır; bir cümlenin ilk sözcüğünü ötekilere göstermeksizin yazar. Sonra herkes kâğıdı katlayıp soldaki komşusuna geçirir ve sağdaki komşusunun kâğıdını alıp üstüne başka bir sözcük yazar.Böylece tur tamamlanıncaya kadar devam edilir. Bu oyunda elde edilen ilk cümle şu olmuştu: «nefis kadavra yeni şarabı içecek», oyunun adı da buradan gelir. Bu oyun, herkesin bir parçasını yapacağı bir desenle de oynanabilir. Böylece yaratılan «eserin» bütünü, çoğu zaman şaşırtıcıdır!



«Dostların Buluşması» (1922), Max Ernst'in tablosu: 1. Crevel, 2. Soupault, 3. Arp, 4. Ernst, 5. Morise, 6. Dostoyevski, 7. Raffaello, 8. Fraenkel, 9. Eluard, 10. Paulhan, 11. Peret, 12. Aragon, 13. Breton, 14. Baargeld, 15. De Chirico, 16. Gala Elouard, 17. Desnos. Özel koleksiyon, Hamburg.



(Solda) «Baca Görünüyor», İtalyan ressamı Giorgio De Chirico'nun eseri: zaman ötesinde, insandışı garip bir evren; bacasından bir duman kümesi çıkan minik lokomotiften başka hayat belirtisi olmayan, kaygı verici bir mimari. Annunciata Galerisi, Milano.

(Ortada) «İşte Kadın» (1915), her şeyi alaya alması ve rezalet çıkarma tutkusuyla gerçeküstücülüğe ortam hazırlayan. Dada akımının «seyyar satıcı»sı Francis Picabia'nın eseri. Robert Lebel koleksiyonu, Paris.

(Sağda) «Ready-made» (1921), Marcel Duchamp'ın eseri: bir el terazisi, mermer parçaları ve mürekkepbalığı kemikleri, küçük bir küf kafesinde rasgele biraraya getirilmiş; altında İngilizce su yazı var: «Rose Selavy niye aksırmasın?»



«Yumuşamış Saatler», gerçeküstücülüğe «dakika başına yeni bir fikir» kazandırmakla övünen «dâhi» ressam Salvador Dali'nin eseri. Çağdaş Sanat Müzesi, New York


Yorum (yok) Sende Dök içini!

Laser Çiçekler
















Yorum (yok) Sende Dök içini!

Freskler

Duvar üzerine resim yapma tekniği ve bu teknikle yapılmış duvar resimleri, İtalyanca taze anlamına, "fresco"dan. Fresk, yeni sıvanmış bir duvar üzerine, kireç suyunda eritilmiş boyalarla yapılan bir tür resimdir. Genellikle sanıldığının tersine, bu terim herhangi bir duvar resmi tipini değil, kuru ve sert badanalar üzerine yapılan resimlere karşıt, özel bir tekniği belirtir.Fresk, özellikle İtalya'da ve XIV. yy.dan XVI. yy .a kadar Giotto, Fra Angelico, Piero Della Francesca, Uccello, Raffaello ve Michelangelo gibi sanatçılarla tanınmıştır.

Kireç ve Boyalar

Fresk yapmak isteyen sanatçı, auvara pürtüklü kireçten bir sıva vurur ve bunun üzerine, odunkömürüyle ilk taslağını çizer. Bu desen sonra kırmızı, killi bir toprakla renklendirilmiş soluk aşıboyasıyla bir daha çizilir. Küçük küçük düzeylerle çalışarak ressam, pürüzsüz bir kireç tabakası sürer ve bu tabakada taslak saydam olarak görünür. Bu henüz nemli olan kireç üzerine sanatçı çarçabuk freskin bir bölümünü çizer, boyar ve sonraki parçaya geçer. Kururken kireç ve boyalar birbirine iyice karışır ve çok bağdaşık (homogen) bir tek madde haline gelir, artık bunun üzerinde rötuş yapma, düzeltme imkânsızdır.Freskler çabuk bozulabilir. En büyük düşmanları rutubettir: rutubet, küflenmeye yol açar, bu da zamanla boyaları bozar. Erken farkına varılacak olursa bu tehlike, basit bir düzeysel işlemle önlenebilir. Buna karşılık daha ciddi durumlarda, freski duvardan çıkarmak gerekir. Bunun için birkaç yöntem vardır, ancak hepsi de aynı ilkeye dayanır: freskin üzerine bir tuval yapıştırılır ve tuval çıkartıldığında freskin boyaları bunun üzerine geçmiş olur.

Fresk Sanatı

Eski uygarlıkların çoğunda fresk sanatı uygulanmıştır: Azteklerde, Hindistan'da, Mısır'da, Roma'da, Yunanistan'da. Günümüzde bilinen en eski fresk, Mezopotamya'da (Irak) bulundu: Milattan önce üç bin yıllarından kalmadır



"Ölümün Zaferi" (bölüm), XIV. yy. Floransa ressamlarından Traini'ye ait olduğu sanından eserin, solda taslağı, sağda tamamlanmış hali görülüyor. Freskler onarılmak itere duvarlardan ıkındığı zaman ortaya, pürtüklü kireç sıva üzerine yapılmış taslaklar çıkmıştır. Bu yoldan ressamın çalışma tarzını, desenci olarak yeteneğini ve başlangıç konusuna getirdiği değişiklikleri değerlendirme olanağı kazanılır.



İsa'nın dirilişini haber veren melek: Bizans tarzı fresk (XIII. yy.), Yugoslavya'da Mileseva Manastırı.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Barok Sanat

Sanat çağı ve tarzı. Portekizce düzensiz inci anlamına gelen «barroco» sözcüğünden.Barok sözcüğü, birbirinden ayrı iki şeyi tanımlar: bir yandan, sanat tarihinde, Rönesans ile klasikçilik arasında kalan bir dönemi; öte yandan bütün çağlarda verilmiş bazı eserlerin tarzını. Her iki halde de, hareket, biçim özgürlüğü, süslemede aşırılıkla dolu bir sanat söz konusudur: belirli kuralların katılığına başkaldıran bir şenlik sanatı.Başlangıçta bu sözcüğe alçaltıcı bir anlam verilmişti ama çok geçmeden anlaşıldı ki, aşırılıklarına karşılık, barok sanat çoğu zaman, insana kıvançlarını veya kaygılarını sanatçı anlatımın çeşitli biçimlerinde ve olanca parıltısıyla verme olanağını sağlamaktadır: her şeyden önce mimarlıkta ve heykelcilikte; ama resimde, müzikte, *edebiyatta da.



Barok Alman kilisesi Ottenbeuren'in içi (yapılışı 1736-1766). Süsleme çalışmalarının yoğunluğuna rağmen bina, mimarlık açısından açıklığını korumaktadır. Mermer taklidi malzemeyle yapılmış kaplama motifler bir yapıştırma dekor etkisi yapıyor: bu tarza «rokoko» adı verilir.

RÖNESANS'TAN KLASİKÇİLİĞE


Barok sanatın büyük dönemi, 1570 ile 1750 yılları arasıdır. Bu dönemde, bütün Avrupa, kiliseler ve anıtlarla donanmıştır. Bu yapılardaki fantezi, Rönesans yapılarının sadeliğiyle ve klasik beğenide ağır basacak olan katılık ve ölçüyle çelişkili düşmektedir.Taşta yaratılan bu devrim, İtalya'da, Roma'da Protestan Reformu'nun yalınlığına tepki olarak patlak vermiş (bu yüzden «Karşıt Reform» diye adlandırılmıştır). Papalar, Katolik anlayışının yüceliğini görkemli biçimde belirtmek istiyorlardı. Bu bakımdan büyük sanatçıları bulma talihine eriştiler ve zevk sahibi olduklarını gösterdiler; bu sanatçılar, Michelangelo'nun ardından, Roma'yı baştan başa değiştiren mimarlar (Borromini, Maderno), ressamlar (Cortona'lı Pietro, Luca Giordano) ve heykeltıraşlardı (aynı zamanda büyük bir mimar olan Bernini).Bu yeni tarz çok geçmeden İspanya'ya, Portekiz'e, Flandres'a, Avusturya'ya, Güney Almanya'ya ve Çekoslovakya'ya yayıldı. Fransa bu akımın biraz uzağında kaldıysa da barok sanat, buna karşılık, Atlas Okyanusu'nu aşıp cizvit misyonerlerin peşinden Latin Amerika'ya yerleşti.

TİYATRO VE GÖZ ALDATMA SANATI

Barok tarz her şeyden önce dekor üzerinde ısrarla durur. Roma'nın bazı alanları (sözgelimi Navona Alanı), sonsuz şenlikler için hazırlanmış büyük tiyatro sahneleri gibidir. Kiliselerin cepheleri, binanın önüne, salt süsleyici olarak yapıştırılır, roman sanatında veya gotik sanatta olduğu gibi, binayla bir bütün oluşturmaz.

Tiepolo gibi Venedik ressamları, Rubens ile Flaman ressamlar, Ribera ile İspanyollar, bu hareket ve ışık oyunları coşkusunu tablolarına veya fresklerine aktaracaklardır.Louis XIV zamanında Fransa'ya egemen olan klasik sanat anlayışının zaferinden epey sonra bile, barok sanat, yaşantısını sürdürecek, giderek daha karmaşık nitelik kazanacak ve XVIII. yy.da, özellikle Almanya'da rokoko adıyla anılan tarza dönüşecektir: bu deniz kabuklarını andıran aşırı yüklü bezeme tarzı, ancak kiliselere ve saraylara, zaman zaman zarafet ve fantezi dolu bir çekicilik kazandırmıştır.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Gotik nedir, ne degildir ?...

Her ne kadar gunumuzde 12-18 yas araligindaki tifil kizlarimiz tarafindan koyu renk makyaj ve siyah elbiselerle "anne ben gotik oldum" seklinde temsil edildigi gorulse de, aslen 12. yuzyilda latin sanatina tepki olarak ortaya cikan bir sanat anlayisidir.Edebiyattan muzige, resimden mimariye kadar sanatin her dalinda yer etmistir.
 
gotik mimari
 
mimaride ilk cikis yeri fransa'dir ve oradan butun hristiyan avrupasina yayilmistir. gerci her ulke bu mimari akim uzerinde kendi kulturune gore degisiklikler yapmis ve gotik mimari, gothic flamboyant adi verilen hepten abartili doneminde altin cagini yasadiktan sonra orijinalliginden uzaklasarak klasik donemde popularitesini kaybetmis, ronesansla birlikte ortadan kalkmistir. ispanya, araplardan arakladigi mimariyle birlestirerek mudejar adi verilen bir tarz gelistirmis, ingiltere bol sutunlu dikey bir uslup kullanmistir. avrupa'nin sanat merkezi olarak gorulen italya'daysa gotik mimari pek iplenmemistir.Zaten gotik mimariyi begenmeyip kullanmayan italyanlar, gotige en az bizim huseyin kadar kizar ve kucuk gorurler. huseyin'den farkli olarak onlara gore gotik, barbarlik anlamina gelir ve barbarlarin yaptigi karanlik, grotesk eserlerin sahip oldugu stildir. aslinda onlar da pek haksiz sayilmazlar,cunku gotik roma imparatorlugu'nu ikiye ayiran, avrupa'yi alt ust eden ve ilk cagi kapatip orta cagi baslatan kavimler gocuyle birlikte ortaya cikmistir. hos, turklere barbar diyen avrupa'nin etnik kokenini de kavimler gocu olusturmustur. ve turklerin gotik sanat akimiyla hicbir ilgisinin olmadigi da bugun bilinmektedir. zaten ben de gotik katedralde oturup buyu yapan turk samani duymadim bugune kadar.Avrupalilar tarafindan diger sanat akimlariyla karistirilmaya basladiktan sonra bikilan gotik mimariyle bina dikme meraki, kuzey avrupa'da 16. yuzyilin ortalarina kadar surmustur.
 
Gotik sanatinin mimarlari, agirligin itme kuvvetini ve yonunu tespit ederek, baskiyi kemerlere ve fil ayaklarina aktarirlardi. boylece yapinin tamami, dengeye faydali olan estetik elemanlara baglaniyordu. agirligin ayaklara aktarilmasiyla rahatlayan duvarlara da cesitli vitray suslemeler yapilirdi. zaten gotik yapilarin en onemli karakteristik ozellikleri de cephelerindeki cam ve vitray suslemelerdir. gotik bir binanin onunde durup asagidan yukari soyle bir baktiginizda binanin yukselip gidecekmis gibi durdugunu gorursunuz.Sivri ve karanlik adam isidir gotik mimari.Dikkat ederseniz, onu doneminin diger usluplarindan ayiran en onemli ozellik sivri hatlara sahip olmasidir.Yuvarlak kemerler, yumusak hatlar yerine, sivri ve birbirini kesen dik kemerler, capraz tonozlar, yelpaze tonozlar, fil ayaklari kullanilmistir. detaylara en cok onem veren mimari usluplardan biridir. karanlik, kasvetli ve huzunlu atmosferine ragmen cok ince islemeler, goge dogru yukselen devasa kulelerin bile her yaninda bulunan detay calismalari gotik mimarinin kendine has ihtisamini on plana cikarir. en cok da dini yapilarda kullanilmistir gotik mimari. kendi tarzindan dolayi binalara ucuyormus hissi verir; bol sayida renkli pencereler, gulbezekler, vitraylar, catilardaki ok seklinde sivri cikintilar gotik mimarinin kullanildigi dini yapilarda yucelik hissini uyandirmakta basarili olmustur.Gotik mimarinin en onemli eseri katedrallerdir. zaten ortaya ciktigi 12. yy ve tavan yaptigi 13. yy'da hristiyanligin gaziyla cosan avrupa, isi gucu birakip kendini kilise ve katedral insaa etmeye vermistir. eh donemin moda sanati da gotik olunca, ortaya cikan eserlerin cogu bu tarzda yapilmistir.Bugun, gotik mimarinin en buyuk yasayan eserleri olarak paris'teki notre dame katedrali, strasbourg'daki strasbourg katedrali ve milano'daki milano katedrali ornek gosterilebilir.
 
gotik muzik
 
Gotigin muzikte kullanimi, gotik mimarinin sagladigi genis meydanlarin ve yuksek tavanlarin akustigini kesfeden kiliseler tarafindan baslatilmis ve kiliselerde korolarin olusturulmasina, hristiyanligin orijinalliginden hepten uzaklasmasina neden olmustur. kiliselerde dini amacla kullanilan bu sistem, daha sonralari muzik dunyasina da sicramistir. ve kilise muzigi olarak ortaya cikan gotik muzik, bir sanat akimi olma yolunda evrimine baslamistir. bu konuda ilk orneklere bakacak olursak, notre dame okulu'nun en buyuk iki bestecisi olan leonin'i ve ardindan perotin'i goruruz.(bu sahsiyetler erken polifonik besteci olarak anilirlar, ama biz bugun mozart ve beethoven'i cep telefonu melodilerinden tanidigimiz gibi, polifonik besteci sozcugunu de cep telefonuyla ozdeslestirebiliriz.)  perotin'in viderunt omnes adli eseri, bugun bile noel ve yilbasi ayinlerinde soylenmektedir ve ilk gotik eserlerden biri olarak kabul edilmektedir. (o zamanlar turkcell olsaydi hemen reklam verirdi buraya: pviderunt yaz 3343'e gonder, cennete git)Gotik, kiliselerde once cok seslilige, sonra organum ve ardindan kanon gibi yontemlerin ortaya cikmasina neden olduktan sonra kiliseden cikip halk arasina karisarak evrimine devam etmis ve bugun punk, metal gibi bircok muzik turunde de kullanilir olmustur.Gunumuzde gotik muzik, genellikle kuzey avrupa kokenli metal muzik gruplari icin kullanilsa da, ilk olarak ingiltereli post punk grubu olan joy division'i tanimlamak icin kullanilmistir. 1977 yilinda warsaw adiyla kurulan ve cikardiklari iki albumden sonra solist ian curtis'in olmesiyle dagilan grup, gotik mimarinin ustalikla canlandirildigi karanlik, soguk ortamlarda sarki soylerdi.
 
Bugun ise, kuzey avrupali metal muzik gruplarinin sikca kullandigi, bazen dark metal, black metal, hatta power metalle de karistirilabilen bir muzik akimi haline gelmistir. 1990'larin basinda ortaya cikmaya baslayan bu akim, doom ve black metalden evrimleserek ortaya cikmistir. gothic metalin temsilcileri, doom metalin agir rifflerini ve death metalin brutal vokalini karistirip, kilise orglari, kemanlar, yan flutler, klavyeler gibi ekstra enstrumanlar da ekleyerek ve en onemlisi, genelligi soprano olan bayan solistler de kullanarak bu akimi ortaya cikarmislardir. ayrica beauty and the beast seklinde isimlendirdikleri, guzel sesli bir bayan vokal ve brutal vokalin ayni anda soyledigi bir tarz kullanirlar. klavyelere dikilen mumlar, karanlik sahne ve giyilen kiyafetler, izleyicinin de kendini bu atmosfere kaptirmasini saglar. sarkilarinin ana temalari genellikle birbirine benzer: din, cennet ve cehennem, romantizm, korku, depresyon, cesaret, bunalim ve olum gibi konular sikca kullanilir. bunlarin disinda, eski efsaneler ve mitolojilerden de bahsettikleri de gorulur.Bu gruplara ornek olarak; the sins of thy beloved, theatre of tragedy, tristania, sirenia, the gathering, within temptation, vampiria, trail of tears, erkek vokalli olarak my dying bride, power metal etkilerinin de cok yuksek oldugu nightwish, epica, after forever, evanescence ve soprano kullanmayan bayan vokalli arcana, lacuna coil, lacrimas profundere ve sacrimosa ornek gosterilebilir. turkiye'den de bir ornek olarak almora'yi verebiliriz.Cradle of filth ve turevleri gibi siyahlar giyip satanist ayinlerine benzer isler yapan gruplari gotik olarak adlandirmak ise koyu renk makyaj yapip ve siyah/mor renkten oteye gitmeyen kiyafetler giyerek "ben de gotik oldum" demek kadar anlamsizdir. gotik, satanizmle asla bagdasmayan bir tarzdir. metal dinleyenlere satanist diyenler dikkat etsin buna. satanizm bambaska bir olay, satanistlerin lucifer diyerek taptiklari seytan gotik kulturde de dislanmistir, nasil bagdassin?
 
gotik resim
 
Gotigin resimde kullaniminin kiminle ve nerede basladigi hakkinda tam olarak bilgim olmadigi icin detaya giremiyorum, ancak cok suslu, yaldizli ve cogunlugu dini temali resimler yapmakta sikca kullanilmistir.
 
gotik heykel
 
Heykelde gotik pek basarili sayilmaz. mimaride bu kadar basarili olmalarina ragmen heykelde tekduzelikten kurtulamamislar, keskin kenarli suslemeler ve binalar uzerindeki kabartma heykellerden oteye gitmemislerdir. cesitli yerlerde bulunan gargoyle veya ejderha heykelleri bazilari tarafindan gotik tarzin eseri olarak dusunulse de gotik degildir.
 
gotik edebiyat
 
Gotik, bireyin kendi ic korkularini, saplantilarini sonuna kadar kurcalayan bir korku tarzi olarak edebiyatta da kendini gostermistir. korku ve fantastik edebiyat uzerinde gotigin buyuk etkileri vardir. gotik edebiyat, dehsetli, korkulu, akil disi hikayelerin yazildigi, cok detayli tasvirlerin kullanildigi, okuyucu icin surukleyici ve merak uyandirici bir edebi akimdir. bu tarzin romanlarinda, tipki diger gotik turlerinde oldugu gibi ortacag ortamlari ve karanliklar hukum surer. konularda genellikle, modern insanin kabul etmedigi varliklar bulunur. batil inanclar, hayaletler, buyuler, belirsiz ve guvensiz ortamlar... kahramanlar ise eskiyalar, sovalyeler, kesisler gibi o donemin insanlaridir.Ve sahneler asla modern sehirlerden secilmez. hikaye o donemin sehirlerinde gecse de, olaylarin vuku buldugu yerler genellikle karanlik ormanlar, issiz manastirlar, karanlik ve bos satolar, yolu izi olmayan mekanlardir. ic sahnelerde yuksek duvarlar, karanliklar, ucsuz bucaksiz galeri ve labirentler, beyaz ve mavi ay isigi kullanilir. ay isigi dev vitraylardan iceri vurarak golgeleri oynatsa veya kahraman nadiren bir somineye, mesaleye denk gelse bile, sonu gelmeyen karanliklara bunlarla care bulamaz.
 
Aslinda gotik edebiyat, modern romanciliga, bilimsellige bir karsi cikis olarak da kabul edilebilir. her seyin somut olmasina karsilik olarak mistisizmi, metafizigi ve hayal gucunu ifade eden, sanati fanteziden koparmayan bir edebiyat turudur.
Gunumuzde otoriteler dahi zaman zaman gotik edebiyati fantastik edebiyatla karistirsa da, edgar alan poe, h.p. lovecraft gibi isimler gotik edebiyatin en buyuk ustalaridir ve baska yerde siniflandirilamazlar.
 
gothic hatun
 
Gotikte, gotik hatun diye bir tarz, ifade yoktur. gotik genis bir tarz oldugu icin elbette bir giyim ve makyaj seklini de icinde barindirir. ancak gotik hakkinda tanidigi tek insan amy lee olan gunumuz genc kizlari, koyu renk makyajlar ve siyah kiyafetlerle ona benzemeye calisip kendi capinda bir akima kapilinca, ayni gencligin erkek versiyonlari da mp3 calarlarinda p2p'ler araciligiyla internetten indirdikleri 3-5 sarkiyi dinleyip headbang yaparak bu kizlari gothic hatun diye nitelendirmis ve peslerinden kosmaya baslamislardir. yakindan taniyip incelerseniz, bara gitmedikleri geceler evlerinde pofuduk terliklerini giyip pembe pijamalariyla binbir gece izledigini gorursunuz bu hanim kizlarimizin.Yaz gunu giydikleri postallar ve deri paltolarini cikaran genc erkeklerimiz de fb-gs macini o hic sevmedikleri "siradan" insanlarin kapildigi heyecanla izlerler evlerinde.
 
Burada bir mesaj vermek istiyorum bazilarina: gotik kulturun kiyafet ve makyajlarini bugun kismen temsil eden kuzey avrupa kizlarinin uzun kollu siyah kiyafetler ve deri cizmeler giymesinin nedeni bulunduklari cografyanin dondurucu sogugudur gencler. siz bu kiyafeti 40 derece sicagin altinda istiklal caddesinde giyerseniz -uzgunum ama- seksi olmazsiniz. o makyaj akar, o elbise sikar, o ayakkabi vurur, ayrica her ne kadar zorlasaniz da metabolizma olarak insan kalmaya devam ettiginiz icin terlersiniz ve bunu hicbir deodorant bastiramaz. marjinal oldugunuzla kalirsiniz."ben asiyim, marjinalim, depresifim, metalciyim" diyerek saclari koyu siyaha boyatmak, her tarafi deldirip hizma, piercing taktirmak, pudra zoruyla bembeyaz olmak ve yaz kis bot giymek gotiklik degildir.
 
Gercekten gotik hatun olmak isteyenlere birkac ipucu vermek isterim:
Öncelikle bu isi bir stil olarak degil, dusunce tarzi olarak alin.Gotik kadin vahsi olacak diye bir kaide olmadigi gibi, gotikler siyah giyecek diye bir kaide de yoktur; bordo, mor, kirmizi, yesil gibi renkler kullanmaniza kimse kizmaz. vamp olmak ve yarasaya donmek arasindaki farki bilin. gotik akim, koyu karanligin verdigi o karamsar ozgurlugu temsil eder. "cok asabiyim, bunalim takiliyorum, metalciyim roarh" demek yerine kiyafetlerinizde kullandiginiz o koyu renklerin asaletini ve guzelligini tasiyin. koyu kirmizi dudaklar, siyah goz kalemleri ve bembeyaz ten olmayinca da gotik olabilirsiniz. amy lee'den baska ornekler bulun kendinize. simone simons, tarja turunen, vibeke stene, cristina scabbia gibi. onlar da gothic ama siyahi kendilerine ne kadar yakistirdiklarini; gerektiginde ne kadar seksi, ne kadar guzel ve gerektiginde ne kadar huzunlu hatta ne kadar asi durabildiklerine dikkat edin. gotik gorunmek icin cabalamayin. icinizde yoksa taklitten oteye gidemezsiniz.Gotik olmak kotu degil, gotik metal dinlemek de oyle. Kotu olan, bunu yanlis yorumlayarak yanlis algilanmasina neden olmak.Mesaj alindiysa sonuca gelelim. gotik, sanatin her dalinda kendini gosteren, karanlik, kasvetli, korku verici ve ayni zamanda satafatli bir sanat akimidir. Yasamayi bilene...

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Sanat ve Estetik


































Yorum (5) Sende Dök içini!

PASTEL BOYA RESİM TEKNİĞİ

Pastel de, diğer tüm resim teknikleri kadar renkli ve canlı bir görünüm sağlar. Kuru bir teknik olduğu gibi pudramsı yüzeyi ışığın kurulmasını güçlendirir ve bu yüzden de hiçbir tekniğin ulaşamayacağı bir renk yoğunluğu taşır. Kuru olduğundan kağıdın ya da boyanın kurumasını beklemek gibi sinir bozucu bir yanı yoktur. Kuru boyayı  elimize alır, rengi doğrudan resmin yüzeyine aktarırız. Bu boya içinde yağ ya da zamanla sararıp çatlamalara yol açabilecek yağ ve vernik bulunmadığından yağlıboyadan daha uzun ömürlüdür. Teknik açıdan sağladığı bu yararların yanı sıra, pastel son derece ilginç bir kullanım alanı yaratır.

Çok kişi EDGAR DEGAS 'ın balerinler tablolarına yağlıboya niyetiyle hayranlıkla bakar, ama bir çoğu bunların pastel boya çalışması olduğunu bilmez.Degas pastel boyalarla canlı ve coşkulu resimler yapmıştır.Aslında pastel boyanın tarihi tarih öncesi devirlere dayanır.O devirlerde de mağara duvarlarına tebeşirlerle resim çiziyorlardı. 18. yy dan bu yana da günümüzdeki gibi kullanılmaktadır. 200 yıllık çalışmalar ilk günkü canlılık ve parlaklığını korumaktadır.Pastel boyadaki rengin gücünü, boya maddeleri ile karıştırılan tebeşir oranı belirler.Yüksek oranda tebeşir karıştırılması açık ton, düşük oranda tebeşir ise koyu ton elde etmeye yarar ve böylece her rengin çok sayıda tonu elde edilebilir.Çok kişi pasteller içindeki pigmentlerin yani boya maddelerinin, yağlıboya ve suluboyalarda olduğunu bilmez; bu boyalarla pastel arasındaki tek fark yapım işlemindedir.Yağlıboyalar, incecik toz halinde öğütülmüş boya maddelerinin yağla, suluboyalar zamklı suyla, pasteller ise bu tozların katı bir hamur oluşturana tek tebeşir ve suyla karıştırılmasından oluşur.

Çalışma için gerekli malzemeler ve dikkat edilecek hususlar;
1-Şövale ve altlık (Dik duran bir şövale pastel boya kırıntılarının kağıt yüzeyinden aşağı dökülmesine imkan sağlar. Böylece resim yüzeyi temiz kalabilir.)
2-Pastel boya (Her yerde her türlü pasteli bulmak mümkündür. Profesyonel ve amatör herkes için tür, kalite, çeşitlilik, ekonomiklilik gibi. Burada herhangi bir sınırlama yok. O sizin seçiminize kalmıştır.
3-Fiksatif sprey (büyük-küçük) Yapılan resimlerin bozulmaması için gerekli. Çünkü yapılan resimler çerçevelenmediği sürece iyi korumalı. Birbirlerine sürtünmeleri engellenmeli. Aşrı sprey kullanımından kaçınılmalı yoksa renklerin parlaklığı gider.
4-Pastel boya için özel geliştirilmiş fon kağıtları (mukavva, Bristol, şöhler, normal fon kartonları, resim kağıtları vb.) Dokulu kağıtlar her zaman çok iyi etki verir. İstenilen etkiyi elde etmek için kağıdın rengine dikkat etmek gerekir.Gri, pembe-gri, yeşil-gri, mavi-gri kağıtlar kullanılabilir.Bu renkler gözü yormaz ve izleyiciyi dinlendirir.Çarpıcı sonuçlar elde etmek için koyu ve parlak renkli kağıtlar üzerine parlak renkli pasteller kullanmak gerekir.Orta ton renk ve kağıtlar en idealidir.Kağıt seçiminde konunun rengine uygunlukta önemlidir.Örneğin deniz resmi çalışan kişi mavi-gri, yaz mevsiminde buğday tarlalarını çalışan biri sarı kağıtları tercih edebilir.
5-Samur ve kıl fırçalar, pastel silgisi, kalemler vb.
6-Çalışma aşamaları; Pastel boya da çeşitli çalışma teknikleri vardır.Kişisel becerilerde bu tekniklerde etkilidir.Pastel boyanın tutulması kağıt yüzeyine sürülmesi farklı yöntemleri ortaya çıkarmıştır.

Bunlar;Tarama yani paralel ve çapraz çizgilerle çalışma; Bu yöntemde boya darbeleri üst üste kullanılarak, yatay, dikey, çaprazlamasına, enine boyuna taramalarla ilginç sonuçlar elde edilebilir. Böylece renk içinde renk kullanılmış olur.
Ovalama yöntemi; Bu yöntemde renkler parmakla ve ya peçete yardımıyla ovalanır. Cilalanmış gibi düz yüzeyler elde edilir. Genellikle bu yöntem kullanılmaktadır. Fakat pastel boyanın kendine özgü yapısı bozulmakta,  grenler ve pütürlü yapı kaybolmaktadır. Yinede seçim size kalmış. Önemli olan çok fazla deneme yapmak. Çünkü iyi resim yapmak için çok çalışmak gerekir.


Yorum (7) Sende Dök içini!

« Önceki ::