RUHUMU OKŞADI DERİN BİR SÜKUT;KAYBETTİM İNCİLERİMİ BİR HAZAN GÜNÜ
..........HOŞGELDİNİZ............

Vücudunuz ilkbahara hazır mı?

Vücudumuza zarar veren atık maddeleri dışarı atma işlemi olarak tanımlanan detoks sayesinde baharı daha sağlıklı ve enerjik karşılayabilirsiniz .Peki nasıl detoks yapabilirsiniz? Bu sorunun cevabı ve örnek detoks listesi bu yazımızda...


Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi Diyet ve Beslenme Bölümü'nden Diyetisyen Aşkın Yüksel'in verdiği bilgilere göre, kış boyunca yanan kaloriferler, zehirli gazlar hava kirliliğine yol açtı, egzos gazları da buna eklenince vücudumuz bu zararlı gazların adeta bombardımanına uğradı. Bunların üzerine bir de sindirim sonucu oluşan toksik maddeler de eklenince vücudun nasıl yıprandığını anlamak mümkün.Vücudumuz otomatik olarak bu toksik maddeleri gerek ciğerlerimizle gerekse böbreklerimiz yardımıyla dışarı atıyor. Her ne kadar vücudumuz bu işlemi sürekli olarak yapsa da bizim de bu işleme yardımcı olmamızda fayda var, işte bunun için detokstan yararlanmak mümkün. Her sene kaloriferler sönünce nasıl baca temizliği, soba borularının temizliği, birikmiş külleri atmak için önemliyse detoks da vücudumuz için  önemlidir.


Nasıl Yapmalıyız?


Özellikle proteinler sindirildikten sonra vücudumuz için toksik etki yapan ve toksik maddeler diye adlandırdığımız bazı atık ürünler oluşturur. Bunlar üre, ürik asit ve kreatinin diye adlandırılan vücut için tehlikeli atık ürünlerdir.


Bu atık ürünler böbreklerden süzülüp idrarla dışarıya atılır. Her ne kadar atılırsa atılsın vücuda bir süre hayvansal protein alınmazsa vücut birikmiş olan bu maddeleri daha rahat atar. Detoksun birinci koşulu bol sıvı tüketmektir. Günde içeceğimiz 10-15 bardak su bu atımı daha da kolaylaştırır.

Diyetle alınan hayvansal kaynaklı proteinler (et, süt, yumurta, peynir vb..) tamamen diyetten çıkartılır. Sigara, kahve ve alkol tüketimi detoks boyunca sıfıra indirilir. Aşkın Yüksel ''Günlük beslenmemiz aynen vejetaryenlerde olduğu gibi tamamen taze sebze, meyve ve tahıllardan oluşur. Çay ve kahve yerine bitkisel çaylar önerilir. Ciğerlerimize bol oksijen çekmek için de özellikle oksijeni bol bölgelerde yürüyüşler çok faydalı olacaktır'' diyor.

En Uygun Zaman

Detoks için en uygun aylar bahar aylarıdır. Uygulama süresi 1 ile 3 gün arası olmalıdır. Yalnız kişi detokstan önce mutlaka doktoruna haber vermek zorundadır. Doktora danışmadan uygulamaya geçmek doğru değildir. Yılda en az iki kere 1 ile 3 gün yapılabilir. Detoks sonrasında vücutta bir rahatlama oluşur. Bağırsaklar normalden daha fazla çalışacağı için gaz ve şişkinlik şikayetleri yok olur, daha derin ve rahat uyunabilir. Ayrıca kişi kendini daha enerjik hisseder.

Örnek Detoks Listesi

Aç Karnına
1 bardak ılık su (limon ilave edebilirsiniz) , 3-4 adet kuru kayısı veya kuru erik

Kahvaltı
1 bardak şekersiz meyve suyu veya bitkisel çaylar, istenildiği kadar taze meyve

Öğlen
1 kase mercimek veya sebze çorbası, 1 tabak zeytinyağlı taze fasulye, 3-4 yemek kaşığı pilav veya bulgur, 2-3 porsiyon meyve-az yağlı salata

Saat 16:00
1 haşlanmış mısır, 5-6 adet ceviz veya fındık

Akşam
1 kase çorba ( domates sebze mercimek ezo gelin) Ispanak yemeği (içine biraz pirinç veya bulgur ilavesi ile) 2 dilim kepek veya çavdar ekmeği, bol yeşil sebze 1-2 porsiyon

Gece
1-2 porsiyon taze meyve + bir avuç kuruyemiş. (badem, fıstık, fındık, ceviz kuru üzüm)



Yorum (yok) Sende Dök içini!

Selulit kabusunu bitiren özel formül

1 tatli kasigi susam yagi, 10 damla kekik yagi, 9 damla portakal yagi,4 damla biberiye yagi.Selulitin ve bolgesel kalinligin yogun oldugu bolgeye bu yag karisimi Elle surulur ve 10-15 dakika cilt kizaracak sekilde, asiri bastirmadan, ham ipek bir keseyle masaj yapilir. Sonra bu bolge mutfak streciyle sarilir ve bir saat ter atici egzersiz yapilir. Sonra dusa girilir. Dusun altinda o bolgeler ovalayarak masajla yikanir.Bu masaji her gun 15 dakika duzenli yaparsaniz, bir ay icinde selulit sorunlarinizda  fark gozlemlersiniz.
 
Kaynak:
Dr.Ender SARAC

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Hastalıklar ve Rahatsızlıklar-1

AĞRILARLA MÜCADELE

Hayatı bize zehir eden ağrılardan, doğru ilaçlar kullanarak kurtulmak mümkün. Ancak, çoğumuz yanlış ilaçlarla sağlığımızı tehlikeye atıyoruz. Doğru ilaç kullanılarak, ağrıların %85'ini kesmek mümkünken, yanlış kullanılan ilaçların başında ağrı kesiciler geliyor. Yapılan hatalarla ağrıdan kurtulmak amaçlanırken, zehirlenmeden böbrek yetmezliğine kadar birçok sağlık sorununa davetiye çıkarılıyor.Çekilen ağrılar nedeniyle dünyada 700 milyon iş günü verimsiz hale geliyor. Modern tıp imkanları ağrılara çözüm bulurken yapılan araştırmalar ağrı gidermek için uyumayı tercih edenlerin bile olduğunu ortaya koyuyor.

İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, ağrının kader olmadığına dikkat çekerek "Yeni yöntemler geliştiği için ağrı tedavisinde başarı %50'den %85'e kadar çıktı. Geçmişte ameliyatla hallolan birçok bel ağrısı günümüzde ameliyatsız, dışarıdan uygulanan yöntemlerle tedavi ediliyor" diye konuştu. Erdine, hastaların, birçok yanlış tedavi yöntemlerine yöneldiğini belirterek, bel ağrılarını dindirmek için beline jilet attıran hastalar dahi olduğunu anlattı.Ağrıdan şikayet eden hastaya, örneğin bel, boyun ağrıları çekenlere, ağrısız bir dönem sağlamanın tedavide önem kazandığını belirten Erdine, "Hastaya ağrısız dönem sağlayarak yapacağı egzersizlerle, hareketlerle vücudu toparlayacak vakti kazandırmayı amaçlıyoruz. Burada ekip çalışması önem kazanıyor. Ağrı uzmanları hastanın ağrısını kesiyor. Fizik tedavi uzmanlarına gönderiyor, tedavilerine devam ediyorlar" dedi.

Prof. Dr. Serdar Erdine, doktora muayene olmadan gelişigüzel ağrı kesici kullanmanın tehlikeli olduğuna dikkat çekerek, ortaya çıkabilecek sorunları şöyle sıraladı: İlaç bağımlılığı, ilaç zehirlenmeleri, karaciğer ve böbrek yetmezliği, ilaçların yan etkilerinde artış. "Türkiye'de ağrı kesici ilaç en çok, %84.3 oranıyla Kuzey Anadolu'da, en az %71.0 oranıyla Batı Anadolu'da kullanılıyor.

Ağrıyı Yenmenin Kuralları

Gerginlik nedeniyle ağrı çekiyorsa sorunuyla yüzleşmeli.

Ağrıyı beyninden uzaklaştırmalı.

Duygularını serbetçe ifade etmeli. Düşündüklerini anlatmalı.

Yaşama pozitif bakmalı.

Üretken olabileceği alanlara yönelmeli.

Ağrı Çekenlere Müjde

Ağrı tedavisi ile ilgili araştırmalar tüm dünyada ilgiyle izleniyor. Birçok ülkede araştırmalarını sürdüren bilimadamları her geçen gün yeni gelişmeler kaydediyor.

Türk Ağrı Derneği Başkanı Prof. Dr. Serdar Erdine, umut verici çalışmaların, ağrı tedavisindeki başarı oranını arttıracağını söyledi.Yeni tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Serdar Erdine, ağrı tedavisine ilişkin umut vaadeden bilimsel çalışmaları şöyle sıraladı:

Şu anda morfinlerin verilmesini sağlayan pompaların boyutu küçülecek. Hap büyüklüğünde pompalar kullanılacak.

Hap büyüklüğünde mikroçiplerle ilaçlar, elektriksel uyaranlar ağrılı bölgeye gönderilecek. Küçük cerrahi girişimlerle yerleştirilecek.

Kişide ağrı eşiğini belirleyen faktörlerden biri de genetik geçiş. Bu alandaki gelişmelerin tedavide yeni ufuklar açması bekleniyor.

Önümüzdeki 10-15 yıl içinde çıkacak morfinlerin ve ilaçların, alışkanlık veya yan etki yapmaması sağlanacak.

İlaç Yetmezse

Kanser, bazı bel ağrıları, boyun ağrıları, sinirlerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan ve damarlardan kaynaklanan ağrıların ilaçla tedavi edilmesi zorlaşıyor. Bu grupta yeralan hastalara farklı yöntemler kullanılıyor. Yeni yöntemlerle kanserli hastaların ağrılarını dindirilmesinde %95'e varan başarılar elde ediliyor.

Uygulanan Yöntemler

Sinirlerin çalışması değiştiriliyor: Ağrılı bölgeye giden sinirlerin çalıştırılması, etki biçimi değiştiriliyor. İlaçla tedavisi zor olan ağrılı hastaların ağrılı bölgeye giden sinirlerine uygulanıyor. Dışardan elektriksel uyaranlar göndererek, sinir dokusu farklı çalıştırılarak ağrı dindiriliyor.

Omurgaya pil takılıyor: Küçük cerrahi müdahalelerle, omuriliğe omurilik pilleri takılıyor. Pil, ağrı sinirlerinin çalışmasını engelleyerek ağrının ortaya çıkmasını önlüyor.

Pompa kullanılıyor: Özellikle kanser ağrılarının dindirilmesinde pompayla morfin verilmesi önemli bir gelişme. Morfin ağız ve diğer yolların dışında deri altına yerleştirilen pompa ile veriliyor. Bu pompayı hasta kendi de kullanabiliyor. Bu yöntemle ağızdan verilen morfin miktarının onda biri kadarını kullanarak ağrı dindirmede aynı başarı sağlanmış oluyor. Ağızdan morfin verildiğinde ortaya çıkan baş dönmesi, uyku hali gibi şikayetler ortadan kalkıyor. Hastalar pompayı nasıl kullanacağı konusunda eğitiliyor. Aletler hastanın morfini gereğinden fazla vermesini engelleyecek şekilde yapılıyor.

Ağrı sinirleri yakılıyor: Son yıllarda kanser ağrısında, bel ve boyun fıtıklarında, ağrı sinirlerini yakma yöntemi kullanılıyor. Radyofrekans denilen mikrodalgaya benzeyen akımlar gönderip, ağrılı bölgenin sinirlerini tahrip ederek ağrı dindiriliyor.

Psikiyatrist Gözüyle Ağrı

Ağrı ile duygusal yaşam arasında ilişki olduğuna dikkat çeken İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, "Ağrısı olan bir çocuğa annesinin ilgi göstermesi, ağrıyan yerini okşaması, çocuğun ağrı şiddetini azaltabiliyor" dedi.

Özkan, ağrıyla psikolojik durum arasındaki ilişkiyi şu sözlerle özetledi: "Birinci grupta, fiziksel hastalığın yanısıra psikolojik sorunların da olduğu görülür. Hasta depresyon geçiriyorsa ağrının şiddeti artacaktır. Depresyonun da tedavi edilmesi gerekir. İkinci grupta, psikomatik ağrılar yeralıyor. Yaşamı zorlayıcı olaylar, gerginlik nedeniyle baş, mide-bağırsak sistemi ağrıları ortaya çıkabiliyor. Üçüncü grupta tamamen psikolojik ağrılar görülüyor. Beden gerginliğini ağrı ile ifade ediyor."

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Beslenme Bozuklukları;Yaşamı Tehdit Ediyor!..

 

Sağlıklı beslenmeye aşırı derecede dikkat etmenin de, en az dengesiz beslenme kadar zararlı olduğu ve kronik hastalıklara yol açtığı görülüyor.Sağlıklı beslenme hem vücut ağırlığının olması gerektiği aralıkta tutulmasında, hem de oluşabilecek hastalıkların engellenmesinde çok önemli bir yer tutuyor.Sağlıklı beslenme bir takıntı haline gelirse, bu bireylerin yaşam alanlarının daralmasına ve ciddi psikolojik hastalıkların oluşmasına sebep oluyor.Son yıllarda obezite, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların görülme hızlarında artış devam etmektedir. Bu tür hastalıkların görülmesinde direkt ya da dolaylı etkili beslenme alışkanlıklarının olduğu, yapılan araştırmalar sonucunda görülmüştür.Bu durumda sağlıklı beslenme sektörüne de firmalar tarafından yatırım yapılması ve ürün geliştirme hız kazanmıştır.Sağlıklı beslenme ürünleri, organik besinler ve diyet bilgilerinin artması ve yaygınlaşması sonucunda bireyler beslenme konusunda her geçen gün daha fazla bilgi sahibi olabilmektedirler.Son yıllarda bir moda şeklinde artan beden imajının önemi ve sağlıklı olma isteği, bu tür beslenme ürünlerinin kullanımının artmasına ve her koşulda sürekli sağlıklı besinler tüketiminin gerçekleşmesi isteğinin artmasına sebep oldu. Tabii ki mümkün olduğu kadar sağlığa en yararlı besinleri seçerek tüketmek ve sağlıklı yaşamak çok güzel ve önemli bir konudur; fakat bu istek bazı kişilerde gereğinden fazla artması sonucu psikolojik olarak, hayatı yaşamada zorlanma sınırlarına kadar ulaşabildi. Bazı kişiler dışarıda yemek yememeye, eğer sağlıklı bir besin yoksa yemek yememeye kadar giden bir psikolojik çıkmaza girebilmektedirler.Sağlıklı beslenme hem vücut ağırlığının olması gerektiği aralıkta tutulmasında, hem de oluşabilecek hastalıkların engellenmesinde çok önemli bir yer tutar.Sağlıklı beslenme geçici bir diyet değil, bir hayat tarzı olmalıdır.Fakat sağlıklı beslenme bir takıntı haline gelirse, bu bireylerin yaşam alanlarının daralmasına ve ciddi psikolojik hastalıkların oluşmasına sebep olabilmektedir.Nadirde olsa sağlıklı beslenme kriterleri içerisinde az yenmesini önerdiğimiz besinlerden tüketmek, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bozulmasına sebep olmayacak ve nadir yendiği takdir de bu besinler hastalıklara sebep olmayacaktır.

Bu tür kişiler,

  • Yedikleri yemeğin lezzetini hiç düşünmezler, sadece yemeğin sağlık açısından iyi olması onlar için  yeterlidir.
  • Sürekli yiyecekleri yemekleri 1-2 gün önceden planlarlar ve sürekli yanlarında sağlıklı besinler taşırlar. Sağlıklı beslenmeyenleri küçümserler.
  • İnternet, kitap v.b yayınlardan sürekli beslenme konusunda bilgileri okurlar ve yeni yayınları takip ederler.
  • Besinlerin içeriğini ve kalorilerini çok iyi bilirler.
  • Sohbetlerinin çoğu besinler ve diyet üzerinedir.
  • Sürekli diyettedirler.
  • Sürekli sağlıklı besinler yerler fakat yeteri kadar sağlıklı beslenemediklerini düşünürler.
  • Günde birkaç defa, çok sık tartılırlar.
  • Saatlerce besinlerin etiketlerini incelerler.
  • Gıda katkı maddelerinin tüketmekten kaçınırlar, mümkün olan tüm besinleri evde yapmaya çalışırlar.
  • Dışarıda yemek yemekten kaçınırlar.

Bu tür davranışların daha ileriye gitmesi anoreksia nervosa, bulimia ya da orthorexia nervosa gibi psikolojik hastalıklara sebep olabilmektedir.

Ortoreksiya ( Orthorexia Nervosa)

İngiliz Beslenme Bozuklukları Derneğinin bildirdiğine göre ortoreksiya, doğru beslenme takıntısı olarak açıklanmaktadır. Bu kişiler sürekli sağlıklı, saf, katkısız, işlenmemiş besinleri tüketmeye özen göstermektedirler, tüketilecek besinleri seçerken kansorojen madde içermeyen, hormonsuz ve katkısız besin tüketme takıntısı, aşırı ve abartılı bir sağlık endişesi ve tam bir titizlik obsesyonu olarak tanımlanmaktadır.Bu noktada dikkat edilecek olan sağlıklı beslenmeye dikkat edilirken aşırıya kaçıp, psikolojik olarak sıkıntılı duruma düşmemektir.

  • Sağlıklı fakat lezzetli besinler seçmeye özen gösterilmelidir.
  • Sevdiğimiz besinler nadir olsa da az miktarda tüketildiğinde sağlığa zarar vermediği bilindiğidir.
  • Besinlerin kalori değerlerini değil içerisinde ki besin öğelerini öğrenmek ve sağlığa yararlarını bilmek daha önemlidir
  • Haftada 2-3 defa aç karnına sabah günde bir kez tekrarlamak yeterlidir
  • Vücut yağ yüzde ölçümlerinin yapılarak olması gereken ağırlığın saptanması gerekmektedir.
  • Diyetisyen danışmanlığında, bireye özgü beslenme ile yaşam tarzı belirlenmelidir.

Yorum (2) Sende Dök içini!

İlginç bir makale...

*Doktorların öldü dediği gerçekten de ölüyor mu?*

Birilerinin ansızın gelen bir kalp krizi nedeniyle öldüğünü düşünün.Tüm organları yerinde ve vücudunda kan kaybı da yok.Tüm olan biten sadece kalbin durmasından ve beynin oksijen yetersizliğinden dolayı kendini kapatmasından ibaret.Doktorlar buna klinik ölüm adını veriyorlar.Peki ama bu hasta gerçekten de öldü mü?1993'te Dr. Sherwin Nuland'ın liste başı olan 'Nasıl ölürüz' kitabında bu sorunun cevabı evet olarak veriliyordu. Bu durumda hasta geri döndürülemiyordu, çünkü beyin ve dokular oksijen yetersizliğinden dolayı  geri döndürülemeyecek biçimde hasar görüyordu. Sürecin bu noktaya gelmesi için de dört ile beş dakikalık bir zamanın yeterli olduğu düşünülüyordu.Bu süre içinde kalp masajı ve oksijen müdahalesiyle hasta geri getirilemezse doktorlar hastayı geri getiremeyeceklerine ikna oluyorlardı.Bu inanış, Pensilvanya Üniversitesi'nden Dr. Lance Becker oksijen yetersizliği çeken kalp hücrelerini mikroskop altında inceleyene kadar hiç sorgulanmadan bu güne dek süregeldi. Becker gözlemi hakkında şunu söylüyor: 'Olaydan bir saat sonra bile kalp hücrelerinin öldüğüne dair bir işaret  görünmüyordu. Önceleri bir şeyleri yanlış y aptığımızı düşündük,ama gerçekten de kan akışı kesilen kalp hücrelerinde ölüm dakikalar değil,saatler sonra gerçekleşiyordu'. Peki oksijensiz kalan hücreler saatlerce yaşamaya devam ediyorsa,neden doktorlar bir saat önce ölen birini geri getiremiyorlar? Çünkü beş dakikadan  uzun süre oksijensiz kalmış bir hücreye yeniden oksijen verirseniz,bu defa  gerçekten ölüyorlarBu, ölmekte olan birine uygulanan ilk yardım anlayışını kökünden değiştirebilecek hayret verici bir keşif.Biyologlar, bunun sebebinin hücre ölümünün dışarıdan değil,içeriden tetiklenmesi sonucunda olduğunu düşünüyorlar.Hücre içinde mitokondri olarak isimlendirilen organeller, oksid asyon yoluyla hücre enerjisinin sağlanmasından sorumlular. Mitokondriler ayrıca anormal, yani kanserli hücrelerin kendi kendini imha etmesi olarak nitelenen apoptosis adlı süreci  de tetikleyebiliyorlar.Araştırmacılar, hücre kontrol mekanizmalarının kanser ve yeniden kanlanma arasındaki farkı anlayamadığını,yeniden kanlanma  gerçekleştiğinde bir mekanizmanın tetiklenip hücrenin intihar  etmesine neden  olduğunu düşünüyorlar.

Bu gerçek, bir başka gerçeği de beraberinde getiriyor: Şimdiye dek uygulanan  ilk yardım anlayışında tam da bunu tetikleyecek bir yöntem uygulanıyordu.Eğer yolda yürürken kalp krizi geçirirseniz ve size dakikalar içinde kalp-solunum masajı uygulayarak kan sirkülasyonunuzu sağlayacak birilerine  denk gelecek kadar şanslıysanız, hastanede geri döndürülebiliyorsunuz.Ancak  çoğu hasta acil servise vardığında kalbi en az 10-15 dakika için tamamen  durmuş oluyor.Peki sonra? 'Hemen oksijen veriyoruz' diyor Becker, 'Elektroşok uyguluyoruz, epinefrin verip kalbi çalışmaya zorluyoruz, yani  dokunun bolca oksijen alması için ne gerekiyorsa yapıyoruz'.

Ancak zaten kan  açlığı çeken doku bir anda oksijenle dolduğunda, aynen yukarıda açıklanan  sebeple kendi kendini öldürme yoluna gidiyor. Becker, bunu böyle yapmak  yerine oksijen alımını azaltmak, metabolizmayı yavaşlatmak ve kan biyokimyasını yeniden kanlanmayı kontrollü biçimde gerçekleştirecek biçimde  düzenlemek gerektiğini söylüyor.Araştırmacılar, bunu en iyi şekilde nasıl yapabileceklerini anlayabilmek için çalışmaya devam ediyorlar.Kaliforniya Üniversitesi tarafından yayınlanan dört ayrı hastanedeki çalışmaların sonuçları, kalp krizi geçiren hastalarda bu yeni yaklaşımın uygulanmasının şaşırtıcı ölçüde başarılı  olduğunu gösteriyor. Yeni yöntemde hastalara kardiyoplejik (yani bir anlamda  kalbi felç eden) kan ürünleri uygulanarak kalp beklemeye alınıyor, daha  sonra kalp-akciğer fonksiyonlarını sağlayan bir makineyle beyindeki kan  akışının kalp yeniden güvenli bir şekilde çalıştırılana kadar devam etmesi  sağlanıyor. Bu çalışmada hastaneye giren 34 hastanın yüzde 80'i canlı olarak  çıkmayı başarmış.Geleneksel yöntemlerle bu oran sadece yüzde 15 civarında. Becker, ayrıca vücut ısısının 37 santigrat dereceden 33 dereceye düşürerek  de yeniden kanlanma sırasında meydana gelen kimyasal reaksiyonları yavaşlatabildiklerini söylüyor.Hatta bunun için enjeksiyona  uygun tuz ve  buz karışımından oluşan özel bir kimyasal solüsyon hazırlayarak,ilk yardım  setlerinin standartları arasında sokmak için çalışmalar yapıyor.'Acil  ünitesinde kalbi durmuş biri üzerinde yarım saat deliler gibi  uğraşıyorsunuz, sonra biri sanırım geri getiremeyeceğiz diyor ve siz de vazgeçiyorsunuz' diyor Becker, 'Hasta kartında ölü yazıyor, ama vücuttaki  trilyonlarca hücrenin hala canlı olduğunu biliyorsunuz'.Beck er, bu paradoksu yaşam lehine çözmeye çalışıyor.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Burun Kanaması

Burun kanaması KBB alanındaki en çok görülen şikayetlerden biridir. Hemen herkes hayatında bir kezde olsa burun kanaması geçirmiştir. Genellikle basit nedenlere bağlı ve kolayca durdurulan bir durum olmasına rağmen bazen sebebi çok ciddi olup hayatı tehdit eden şiddette kanamalar olabilir.

Burun Neden Sık Kanar:
Burun içi oldukça yoğun ve yüzeyel damarlar içerir.Özellikle burun boşluğunu ikiye ayıran bölmenin ön kısmı buruna gelen damarların birbiriyle birleştiği ve bu damarların oldukça yüzeyel olduğu bir bölümdür.Özellikle çocuklarda bu kısım hiç bir etki olmadan bile kanayabilir.Burun boşluğunun her iki kenarında bulunan ve konka adı verilen etlerde damar açısından çok zengindir ve bazı kanamaların sebebidir.

Burun Kanamasının Nedenleri Nelerdir :
Burun kanaması hem buruna ait sebeplere (lokal sebepler) hemde burun dışındaki problemlere (genel sebepler) bağlı olarak gelişir.

Lokal Sebepler:
-Burun içi iltihapları
-Sinüzit
-Buruna gelen darbeler
-Çocukların burun karıştırmaları
-Buruna sokulan yabancı cisimler
-Burun içi ve sinüs tümörleri
-Burunda kemik eğriliği (septum deviasyonu)
-Allerjik rinit

Genel Sebepler:
-Hipertansiyon
-Kan Hastalıkları (Kanama-pıhtılaşma bozuklukları,lösemi vs.)
-Barsak Parazitleri

Hangi Tetkiklerin Yapılması Gerekir :
Özellikle şiddetli burun kanamalarında genellikle ilk yapılan iş, sebebine bakılmaksızın kanamanın durdurulmasıdır.Kanama durdurulduktan sonra sebebi konusunda bazı araştırmalar yapılmalıdır.Sebebin araştırılmasında yapılması gereken ilk şey hastanın muayenesidir.Birçok kez muayene ile sebep anlaşılır. Şüphelenilen sebebe göre yapılabilecek tetkikler şunlardır

-Tansiyon ölçülmesi
-Sinüzit filmlerinin çekilmesi (normal filmler ya da tomografi)
-Barsak paraziti araştırılması
-Kanama-Pıhtılaşma testleri
-Kan hastalıkları ile ilgili testler
Bu testler her zaman her hastaya uygulanmaz. Doktorun şüphelendiği sebebe göre bir kısmı yapılarak sebep bulunmaya çalışılır.

Nasıl Tedavi Edilir :

Birçok burun kanaması kendiliğinden ya da hastanın burun ucunu tutması ve soğuk uygulaması ile durur. Ancak bu şekilde durmayan kanamalar doktor müdahelesini gerektirir. Kanamayı durdurmak için yapılabilecek müdaheleler şunlardır:

- Damarın Yakılması:
Hafif derecedeki sık tekrarlayan kanamalar için kullanılır.Burun bölmesinin ön kısmındaki damar ağına kimyasal maddeler uygulanarak kanamanın önlenilmesine çalışılır.Her iki tarafa uygulandığında veya aşırı kimyasal madde uygulandığında burun bölmesinin delinmesi riski vardır.

-Tampon konulması:
Sık uygulanan bir tedavi yöntemidir.Burun ucunun tutulması ya da soğuk uygulama ile durdurulamayan kanamalarda kullanılır.Burun boşluğuna konan tampon kanayan damar üzerine baskı yaparak kanamayı durdurur.Tampon olarak antibiyotikli kremler sürülmüş gazlı bez kulanılabileceği gibi, ortasında hastanın nefes almasını sağlayacak borunun bulunduğu daha konforlu tamponlar da kullanılabilir.Tamponlar genellikle 48 saat kalarak çıkarılır.Daha uzun süre kalması bazen problem infeksiyonlara yol açabilir.Tampon süresince hastaya antibiyotik verilmesi ihmal edilmemelidir.Bazen burun kanamasının kaynağı burnun arka bölümleridir ve önden konan tamponlarla durdurulamaz.Bu durumda arka (posteriör) tampon denen ve ağız içinden sokularak burnun arka kısmına yerleştirilen tampon kullanılır.

Damarların Bağlanması :
Bu işlem bir ameliyattır ve hastanın hayatını tehdit edecek şiddette olan ve tampon konmasıyla durmayan kanamalarda kullanılır.Kanamanın yerine göre belirlenen damar bazen sinüs içinden bazen de boyun açılarak bağlanır.Hastaya yapılan müdaheleler esnasında hastanın rahatlatılması önemli yer tutar.Özellikle yaşlı ve hipertansiyonlu hastalarda bu amaçla hastaya diazem ya da diğer sakinleştirici ilaçların verilmesi gerekebilir.

Burnum Kanadığında Evde Ne Yapabilirim:
Birçok kez hastanın kendi uyguladığı yöntemler kanamayı durdurabilir. Hastanın ilk yapması gereken şey burun ucunu sıkıca tutarak başın öne doğru eğilmesidir.Eğer baş arkaya doğru eğilirse kanın genizden boğaza gitme ihtimali artar.Burun üzerine soğuk uygulaması da faydalıdır.Hatta hasta burun ön kısmına tampon görevini üstlenecek bir gazlı bez de koyabilir.Ancak hastanın kendi uyguladığı yöntemler kanamayı durdursa da mutlaka uygun zamanda bir KBB uzmanına muayene olmalıdır.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Zayıf kalmanın sırları

Bahar temizliğine yediklerinden ve yağlarından başlayanlara uzman görüşlerle sağlıklı yaşam kılavuzu.'Hakkında en çok konuşabileceğiniz 3 kelime söyler misiniz?' diye sorduğunuzda alacağınız cevapların %70'inin içinde 'diyet' kelimesi olacaktır.Günümüzde obezite ve sıfır beden tartışmaları yapıla dursun, yemek yiyebilmek ve 34 beden olabilmek uğruna hayatını tehlikeye atan insan sayısı gün geçtikçe artıyor. Gelişim çağındaki gençlere kötü örnek olması nedeniyle sıfır beden mankenlerin podyumlarda boy göstermesinin yasaklandığı İngiltere, İspanya, İtalya gibi ülkelerde aşırı zayıflığa karşı önlem alınırken, terazinin diğer ucundaki şişmanlık hastalığının dünya üzerindeki seyri de endişe duyulacak rakamlarla karşımıza çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün yaptığı araştırmaya göre Türkiye şişmanlık sıralamasında 194 ülke arasında % 57'lik bir oranla 54. , Yunanistan % 68.5 ile 16. ve Amerika 74.1 ile 9. sırada yer alıyor. Birincilik ise % 94.5 ile Nauru'da. Peki bunun bir orta noktası yok mu?

Önce küçük evinizi; 'vücudunuzu' tanıyın

Hepimiz kataloglarda, reklamlarda gördüğümüz modeller gibi olmayı isteriz. Kim vitrinde görüp iç geçirdiği giysilerin içinde pamuk prenses olmak varken, ruhu bedenine dar gelen bir kahramanı oynamak ister ki? Peki hayalimizdeki ölçülere kavuşurken, sağlıklı yaşamdan diskalifiye olmamak için neler yapmalıyız? Yanlış yapılan diyet ile hayatımızı tehlikeye atmamak ve ömrümüzün geri kalanını kalıcı sistematik hastalıklarla mücadele ederek geçirmemek için yapmamız gereken tek şey; vücudumuzu tanımak ve işin uzmanlarına kulak vermek.Doç Dr. Mesut Başak'ın yaptığı açıklamalara göre vücudumuzun %60'ını su, geri kalan %40'lık bölümünü ise çokluk sırasına göre karbonhidratlar (KH), yağlar ve proteinler oluşturuyor. Bu son 3'lüyü Redkit'teki 'Dalton Kardeşler'e' benzetmemiz mümkün. En uzun olanı karbonhidratlar, ortanca olanı yağlar ve en küçük olanı da proteinler.

Bu üç temel yapı taşı, en önemli enerji kaynağımızdır. İnsan vücudundaki toplam enerjinin %50'si KH'lardan, %35'i yağlardan ve %15'i de proteinlerden oluşur. 1 gr KH'dan ve proteinden 4 kalori, 1 gr yağdan ise 9 kalori enerji elde edilir. Alınan enerji ile harcanan enerji arasında terazi şeklinde bir denge vardır, eğer bu dengede alınan taraf ağır basarsa kişi kilo alır, tersi olur da harcanan taraf ağır basarsa kişi zayıflar. Yani aslında en önemli görevimiz, aldığımız kadarını yakmak, daha fazlasını değil. Günlük hiç bir aktivite yapmadan ihtiyacımız olan enerjiye bazal metabolizma enerjisi denir. Dengeli bir beslenmede ağırlığımızın her yarım kilosu için 10 kalori almamız bazal metabolizma ihtiyacımızı karşılar, ayrıca bu kalorinin üzerine günlük aktivitemize göre ihtiyacımız olan 400-700 kaloriyi de almamız gerekir.

Diyet aracınız değil amacınız olsun

Yüzyılın hastalığı olan 'obezite (şişmanlık)'ye yakalanmamak veya ondan kurtulmak için günümüzde kabul edilen iki önemli unsur vardır; birisi diyet, diğeri de egzersiz. İkisi sayesinde alınan enerji ile harcanan enerji kontrol altına alınarak, kişinin zayıflaması veya kilo almaması sağlanmağa çalışılır.

Milliyet Gazetesi'nin haberine göre, sağlıklı bir şekilde kilo vermek için ilk yapmamız gereken 'Diyete girmek', 'Diyete başlamak', 'Diyette olmak' gibi kavramları daha baştan reddetmek. Bu kavramlarla zihnimizde bir 'diyet öncesi' bir de 'diyet sonrası' dönemin olduğunu kabullenmiş oluyoruz . Yani bu kavramları kullandığınız anda, aynı zamanda bir süre sonra bu diyeti bırakacağınızı da ifade etmiş oluyoruz.

Bunun yerine uyku saatlerimiz, hafta sonu programlarımız, yıllık tatillerimiz gibi yiyeceğimiz yemek miktarını ve saatlerini de hayatımızda bir sistematiğe oturtmamız gerekiyor. Aksi takdirde girdiğimiz 'diyet tünelleri'nden yorgun düşüp, eski kilomuza kısa bir sürede geri dönebiliriz.

Tarihi sırlar

DOYMADAN YEMEKTEN KALKMAK
Sadece bu prensibi hayat tarzımız haline getirsek kilo alma veya kilo verememe problemimiz kalmayacaktır. Sebebi ise çok basit; midemizi ne kadar çok doldurursak o kadar çok genişler ve büyür. Midenin büyümesi ve genişlemesi de her defasında daha çok gıda doldurularak gerginlik hissi ve dolayısıyla doyma hissi oluşmasına yol açar. Fakat doymadan yemekten kalkarsak, midemizde büyüme ve genişleme olmayacak ve az miktarda gıda alarak daha da erken doymaya başlayacağız.

MİDENİN ÜÇTE BİRİNİ BOŞ BIRAKMAK
Bu prensipte de amaç mideye girecek olan yiyecek miktarını azaltıp, midenin büyümesini engellemektir.

YEMEK MASASINDA İDEAL OTURUŞ
Sandalyede otururken bir ayağımızı altımıza alıp, diğer dizimizi dikerek mide bölgemizi bacağımıza yaslayarak oturmak… Bu oturma pozisyonunda midemiz üzerine bacağımız tarafından dıştan baskı yapılıp, hacmi küçültülerek (genişlemesi engellenerek) daha az miktarda yiyecek ile erken doymamız sağlanır.

AZ VE SIK YEMEK

Sağlıklı şekilde kilo verebilmek için diğer bir yöntem de az ama sık yemektir. Böylece mideniz aç kalmayacak ve iştahınızı kontrol altına almış olacaksınız

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Sağlıklı Gençleşme Önerileri

1. Vitaminlerinizi alın
Düzenli olarak C vitamini (1200 mg/gün), E vitamini (400 IU/gün), kalsiyum (1000-1200 mg/gün), D vitamini (400-600 IU/gün), folat (400 mikrogram/gün), ve B6 vitamini (6 mg/gün) almak gerçek yaşınızı 6 yaş geriye taşıyabilir.

2. Sigarayı bırakın ve pasif içici olmaktan sakının
Sigara gerçek yaşınızı 8 yaş ileriye taşıyabilir.

3. Kan basıncınızı öğrenin ve izleyin
Düşük kan basıncına sahip bir kişi (~115/75 mm Hg) yüksek kan basıncına sahip bir kişiden (160/90 mm Hg’dan daha yüksek) 25 yaşa kadar daha genç kalabilir.

4. Yaşamınızdaki stres kaynaklarını azaltın
Çok stresli olduğunuz zamanlarda gerçek yaşınız takvim yaşınızdan 32 yıla kadar daha ilerde olabilir. Sağlam sosyal ilişkiler kurarak ve stres azaltma stratejilerinden yararlanarak stresin sizi taşıdığı fazladan 32 yılın 30’unu geriye doğru katetmek mümkündür.

5. Diş ipi kullanın
Diş ipi kullanmak ve dişelrinizi düzenli olarak fırçalamak gerçek yaşınızı 6.4 yıl geriye taşıyabilir.

6. Aktif olun
Az miktarda egzersiz bile (günde 2 kez 20 dakikalık yürüyüş) gerçek yaşınızı neredeyse 5 yıl geriye taşıyabilir.

7. Emniyet kemeri kullanın
Emniyet kemeri kullanma alışkanlığını edinmek ve her zaman hız sınırının 10 km/ saat altında araç kullanmak gerçek yaşınızı 3.4 yıla kadar geriye taşıyabilir.

8. Lifli gıda tüketin
Günlük beslenme sırasında 25 gram lif tüketen birinin gerçek yaşı günde 12 gram lif tüketen birine göre 2.5 yıl daha geridedir. Erkeklerin günde 25 gramdan da daha fazla lif tüketmeleri gerekir.

9. Sağlığınızı yakından izleyin
Sağlığı ile ilgili gelişmeleri titizlikle izleyen, tedavi ve bakım konusunda standartlarını her zaman yüksek tutan kişiler bunu yapmayanlara göre 12 yaşa kadar daha genç kalabilirler.

10. RealAge önerilerini izleyin; kendinize bir Sağlıklı Gençleşme Planı oluşturun
Tüm yaşamınızı göz önüne aldığınızda gerçek yaşınızı 26 yıla kadar geriye taşımanız olanağı mevcuttur. Bu yaşamınızın bundan sonraki her gününü daha genç yaşamanız, ve kalan yaşamınızı olabilecek en uzun sürede ve en yüksek enerji ile sürdürmeniz anlamına gelmektedir.

11. Bol bol gülün
Kahkaha stresi azaltır, bağışıklık sistemini destekler ve gerçek yaşınızı 8 yıla kadar geriye taşıyabilir.

12. Yaşam boyu bir “öğrenci” olarak kalmayı hedefleyin
Yaşam sürecinde entelektüel faaliyetlerden uzak kalmayan kişiler gerçek yaşlarını 2.5 yıla kadar geriye taşıyabilirler.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Basit bir göz muayenesiyle her hastalık teşhis edilebilir

Göz kontrolünü küçümsemeyin: Sıradan bir göz muayenesiyle; hipertansiyondan böbrek hastalıklarına, kan kanserinden beyin tümörlerine dek birçok hastalık, hiçbir alete gerek duyulmadan kolayca teşhis edilebiliyor Özellikle göz dibinin bir ayna işlevi gördüğünü belirten uzmanlar; buradaki damarlarla sinirlerin basit bir takibinin, erken teşhis için kilit öneme sahip olabileceğine dikkat çekiyor: "Göz muayenesi, en ucuz, en acısız, en pratik check-up yöntemidir"

Prof. Dr. Halil Bahçecioğlu, basit bir göz muayenesi ile check-up yaptırma yöntemlerini anlattı:

* Göze bakarak hangi hastalıkları teşhis edebilirsiniz?
Göz hastalıkları dışında; diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon (yüksek tansiyon), her türlü damar hastalığı ve beyin hastalıkları, başka hiçbir alete gerek duyulmaksızın gözden saptanabilir. Bu, bir dakikalık göz muayenesi ile yapılabilir. Herhangi bir boya maddesi, röntgen ışını kullanmaksızın, gözdeki damar yapısından kişinin böbreğindeki, midesindeki, bağırsağındaki, hatta beynindeki damarlar rahatlıkla görülebilir. Vücudun tüm yapısı hakkında yalnızca göz dibi muayenesi ile bilgi almak mümkündür. Beyindeki hastalıklar da, göz sinirindeki değişiklikler ile hastada henüz hiçbir şikayet yokken, göz doktoru tarafından teşhis edilebilir. İyi bir göz doktoru, ışıkla göz dibine bakarak her türlü teşhisin yüzde 80'ini koyabilir. Kişide hiçbir şikayet yokken, beyin tümörü bir gözlük kontrolünde anlaşılabilir. Kişinin yine hiçbir şikayeti yokken, tansiyonunun yüksek olduğunu ya da şeker hastalığını klasik bir göz muayenesinde belirleyebiliyoruz. Vücudu hakkında bilgi edinmek isteyen herkes için en ucuz, en kolay, en hızlı, en acısız ve en kısa yol, bir göz doktoruna uğramaktır.

DAMARLAR TAKİP EDİLİYOR
* Hipertansiyonu olan birinin göz sorunları nelerdir?
Hastanın hiçbir göz sorunu, hatta sağlığıyla ilgili hiçbir şikayeti olmayabilir. Buna karşın, rutin göz muayenesi sırasında göz dibi damarlarına da bakılır. O sırada, göz içindeki damarların basınçtan dolayı uğradığı şekil değişiklikleri, rahatlıkla bir göz doktoru tarafından belirlenebilir. Benim "Tansiyonunuz var" dediğim kişilerin, dahiliyeci tarafından tansiyonunun normal bulunduğu da olmuştur. Holter tetkiki, bu tip durumlar nedeniyle ortaya çıkmıştır. 24 saat boyunca insanın üzerinde kalır ve belirli aralıkla kişinin tansiyonunu ölçer, kendi içinde kaydeder. Daha sonra bu kayıt dahiliyeci tarafından okunur. Kişinin sabaha karşı 03.00 ile 05.00 arasında tansiyonunun yükseldiği ama gün içinde normal olduğu, bunun tespit edilemediği ortaya çıkar. Holter cihazı, göz doktorları ile dahiliyecilerin polemiği sonucu ortaya çıkmıştır.

* Şeker hastalığının ilk teşhisi de gözle konabilir mi?
Şeker hastasının ilk bulguları gözden başlar. Damar değişiklikleri olur ve göz dibinde ufak kanamalar görülür. Bu durumda göz doktoru bu teşhisi koyabilir. Şeker testinde bulgular düzgün çıksa bile, göz dibi bu teşhisi doğruluyorsa, hastaya yükleme yapılarak diyabet olduğu ortaya çıkar. Hipertansiyon hastaları da, diyabet hastaları da mutlaka göz doktoru tarafından izlenmeli. Tedavinin yeterliliği hakkında yine en iyi gösterge göz dibidir. Şeker değerinin ya da tansiyonun düşmesi değil, göz dibindeki damar değişiklikleri tedavinin yeterli olup olmadığını açıkça gösterir. Göz muayenesi çok önemli bir takip kriteridir.

* Göz büyümesi guatrın belirtisi midir?
Göz büyümesi kesinlikle guatrı düşündürmekle birlikte, başka hastalıkları da çağrıştırır. O nedenle, tek taraflı ya da iki taraflı göz büyümesi veya küçülmesi olduğunda, mutlaka göz doktoruna muayeneye gidilmesi gerekli. Bu durumda da diğer hastalıklarda olduğu gibi, bazen guatr testleri normal çıkmasına karşın, bu teşhiste göz doktoru ısrar ediyorsa, bir süre sonra o hastanın gizli guatrı olduğu anlaşılabilir.

* MS hastalığı göz muayenesiyle ortaya çıkabilir mi?
Kesinlikle evet. Multi Skleroz (MS) hastalığı aslında teşhisi bir hayli zor olan hastalıklardandı r. Ancak ilk belirtisini gözde verir. Gelip geçici çift görmeler ve kapak düşüklükleri, bu hastalığın ilk belirtileridir. Göz doktoruna gelen hasta, ısrarla MS teşhisi için nöroloğa yönlendirilir.

'GÖZ DİBİ AYNA GİBİDİR'
* Kan hastalıklarının teşhisinde göz muayenesinin önemi nedir?
Kan tümörleri, yani kan kanserleri, Akdeniz anemisi, demir eksikliği gibi çeşitli kan hastalıkları da hastada henüz şikayetler belirmeden, göz dibine bakılarak teşhis edilebilir. Günümüzde pek çok kişi kan sulandırıcı ilaç kullanıyor. Kalp krizi geçirmiş ya da damar sertliği olan hastalarda, kan sulandırıcılar kullanılır. Bunların her kişiye özel olarak uygun olup olmadığını, yine göz doktoru belirler. Kan sulandırıcıları kanın akışını hızlandırmakla birlikte, fazla verildiği takdirde kanamalara neden olur. Cilt altı kanamalarından önce göz dibinde kanamalar olur. Bu ilaçların kanı fazla sulandırdığını yine ilk önce göz doktoru anlar. Ameliyatlardan ya da hastalıklardan sonra pıhtı yapmaması için kan sulandırıcı kullanan kişilerin gözlerinde kanamalar meydana geliyorsa, ilacın dozu düşürülmelidir. Bu, dışardan bakılarak anlaşılamayabilir. Ancak, göz dibi bu konuda aynen bir ayna görevi yapar.

* Karaciğer hastalıklarının ilk belirtileri de gözde mi ortaya çıkar?
Karaciğer hastalıkları da gözle ortaya çıkar. Gözün dış tarafında, yani şeffaf kısmında bir halka oluşur. Gözün şeffaf kısmının dış tarafında ancak göz doktorunun anlayacağı birikimler meydana gelir. Hatta, bazen kolesterolü yüksek olan kişilerde, göz kapaklarında sarı birikimler gözle görülecek duruma gelir. Gözün üst ve alt kapağında sarı plakalar, hatta çıkıntılar oluşur.

Tümörleri de haber veriyor
* Göz, beyindeki tümörleri haber verir mi?
Görme sinirindeki en ufak değişiklikler tümörün habercisidir. Muayeneden sonra yapılan küçük testle, tümörün yeri bile söylenebilir. Örneğin daha hiçbir şikayet vermeyen ve beynin sağ tarafında bulunan bir lezyon, gözün sol tarafı görmemesi ile tespit edilebilir. Göz dibine bakarak tümörün cinsi bile belirlenebilir.
__._,_.___

Yorum (yok) Sende Dök içini!

Güzellik bakım 2 Konu...

Iste, 10 makyaj hatası

Simdiye dek dogru bilinen AMA aslinda yuzunuzu oldugundan yasli gosterecek bu 10 makyaj hatasindan sakinin.Acik renk fondoten secimi, elmacik kemiklerinin tam uzerine alik surme, pembe pudra... Simdiye dek dogru bilinen AMA aslinda yuzu oldugundan daha yasli ve yorgun gosteren bu hatalari, unluleri bile yapiyor.
 
1- Acik renk fondoten
Eger en rengin koyuysa, bu seni acik tenli bir Irlanda guzeli yapmaz, tam tersine ten rengini griye dondurur. Pembeye calan fondoten ise yuzunuze yapay bir hava verir
 
Dogru secim
Sariya calan tonlar daha dogal bir gorunum verir.
 
2- Kapaticiyi abartma
Mor halkalar ve cokuk goruntuyu kamufle etmenin en kestirme yolu kapatici kullanmak. Ancak abartili kapaticilar tam tersi etki yaratabilir.
 
Dogru secim
Likit kapaticilar, goz altlarinda bir katman olusturmadan istedigin goruntuyu verir.
 
3- Elmacik kemiklerinin tam uzerine allik surmek
Eger uzun bir yuz yapin varsa, bu uygulama yuzunu daha DA uzun gosterir.Yuvarlaksa da daha yuvarlak gosterir.                                                
 
Dogru secim
Alligin en dogru yeri elmacik kemiklerinin hemen altidir.
 
4- Pembe ve kayisi tonlarinda pudra
Pudra teni renklendirmek icin degil, matlastirmak ve kadifemsi bir yumusaklik saglamak icin kullanilir. Pudranin kalip gibi yuze yapismamasi icin T bolgesine surmen yeterli.
 
Dogru secim
Seffaf pudralar, yuzune mat bir gorunum vermek icin ideal.
 
5- Bronzlastirici pudra surmek
Yuzunun her tarafina surdugun bronz pudrayla daha bronz degil, daha Kara gorunursun. Illa bronzlastirici allik kullanmak istiyorsan bunu allik gibi surmeyi dene.
 
6- Gozlerin altina DA kalem cekmek
Eger gozlerin birbirine cok yakinsa, gozlerinin tamamini kalemle cercevelemen dogru olmaz. Bu, gozlerindeki orantisizligi daha cok gozler onune serer.
 
Dogru secim
Alt goz kapaginin ortasina kadar acik renk kalem, kuyuk kismina ise koyu renk kalem cek.
 
7.Yorgun goruntuyu kamufle etmek icin gozleri kapkara boyamak
Bu, gozlerinin daha DA yorgun gorunmesinden baska bir ise yaramaz.
 
Dogru secim
Seftali gibi soft renklerdeki farlar daha dinamik bir gorunum verir.
 
8- Alt kirpiklere rimel uygulamak
Bu orumcek agi goruntusu cok eskilerde kaldi!
 
Dogru secim
Sadece ince bir kalem goz altlari icin yeterli.
 
9- Dudaklari dolgun gostermek icin kalem cekmek
Bu DA artik cok demode bir uygulama. Ustelik insani daha yasli ve bakimsiz gosteriyor.

Dogru secim
Acik renk rujlar, dudaklari oldugundan cok daha kalin gosterir. Dudaklarinizin sadece ortasina koyu renk ruj surerek, istedigin etkiyi yaratabilirsin.
 
10- Dudaklari ince gostermek icin koyu renk ruj kullanmak
Bu DA tamamen yanlis bir bilgi. Evet koyu renk rujlar dudaklari daha ince gosterir AMA gercekten kalin dudaklarda bir felaket yaratabilir.

Dogru secim
Acik renk, mat rujlar dudaklari daha ince gostermek icin yeterli.
 
***

Solaryum yaslandiriyor
 
Solaryum mucizesi aslinda cildi yaslandirmaktan baska bir sey degil!
Uluslararasi Kanser Arastirmalari Merkezi'ne gore ortaokulda solaryuma baslayan genc kizlar 24 yasinda geri donulmez cilt hasarlarina ugruyor ve ciltleri 50 yasinda gorunuyor.
 
Solaryumla cilt ölüyor !
35 yasindan once solaryuma baslayanlarin cildi 50-60 yasindakiler gibi bir gorunume sahip oluyor. Bunun geri donusu de yok.
Merkezi Fransa'nin Lyon kentinde bulunan ve calismalarini Dunya Saglik Orgutu (WHO) bunyesinde surduren Uluslararasi Kanser Arastirmalari Merkezi (IARC), genclerin henuz ortaokul yillarinda basladiklari solaryumum ilerleyen yillarda cilt kanserine yakalanma risklerinin yuzde 75 oraninda artmasina neden oldugunu acikladi.
 
Geri donusu yok !
35 yas oncesinde uzun yillar boyunca gidilen solaryumun buyuk bir tehdit olusturdugunu kaydeden bilim adamlari, hayatlarinin bir doneminde solaryuma gidenlerde habis tumore yakalanma sansinin yuzde 15 arttigini kaydetti. Cilt kanseri vakalarinin son 10 yil icinde neredeyse 2 kat arttigina dikkat ceken bilim adamlari her yil 2 bin cilt kanseri hastasinin hayatini kaybettigini, fakat solaryumun zararinin bu boyutta kalmadigini belirtti. Solaryuma gidenler icin bir baska buyuk tehdit de cildin zarara ugramasi.Arastirmada, genclik yillarindan beri solaryuma giren ve 24 yasina gelen bir gencin cildinin geri donusu olmayacak derecede zarar gordugu ortaya cikti. Daily Mail gazetesi Ingiltere'nin Knowsley kentinde yapilan bir arastirmada surekli solaryuma giden 500 gencin yarisinin ciddi cilt sorunlari ve bozukluklariyla karsi karsiya oldugunu, ciltleri 50-60 yasindakiler kadar "yasli" bir gorunume sahip olan genclerin bu durumu geri cevirme Sanslarinin olmadigini yazdi.

Yorum (yok) Sende Dök içini!

« Önceki ::