RUHUMU OKŞADI DERİN BİR SÜKUT;KAYBETTİM İNCİLERİMİ BİR HAZAN GÜNÜ
..........HOŞGELDİNİZ............

Dikkat; Her kişiye değil,Er kişiye...

Hayat bir arayış olmalıdır; bir arzu değil, bir araştırma. Şu  olmak, bu olmak için bir hırs değil, bir ülkenin başkanı ya da başbakanı olmak  değil de “Ben kimim?”i bulmak için bir arayış olmalı.

Kim olduğunu  bilmeyen insanların başka birisi olmaya çalışmaları çok garip. Şu an kim  olduklarını dahi bilmiyorlar! Kendi varlıklarıyla tanışmamışlar ama bir şey olma  hedefleri var.

Bir şey olmaya çalışmak ruhun  hastalığıdır.

Sen varlıksın.

Ve varlığını  keşfetmek hayatın başlangıcıdır. O zaman her an yeni bir keşiftir, her an yeni  bir keyiftir. Yeni bir gizem kapılarını açar, içinde yeni bir sevgi, daha önce  hiç hissetmediğin yepyeni bir şefkat, güzelliğe ilişkin, iyiliğe ilişkin yeni  bir duyarlılık gelişir. O kadar duyarlı hale gelirsin ki en ufacık bir ot bile  senin için muazzam derecede önem arz etmeye başlar. Duyarlılığın, bu küçücük  otun varoluş için en büyük yıldız kadar önemli olduğunu net bir şekilde sana  anlatır; bu küçük ot olmadan, varoluş olduğundan daha az bir şey olurdu. Bu  küçücük ot eşsizdir, yeri doldurulamaz, onun kendine özgü bireyselliği  var.

Ve bu duyarlılık sana yeni arkadaşlıklar yaratacaktır; ağaçlarla,  kuşlarla, hayvanlarla, dağlarla, ırmaklarla, okyanuslarla, yıldızlarla  arkadaşlıklar. Sevgi geliştikçe, dostluk geliştikçe hayat zenginleşir.

* * *
Neden dünyanın her yerinde, her kültürde, her toplumda yılda  birkaç günlük kutlamalar olduğunu hiç düşünmüş müydün? Bu bir-iki günlük kutlama  sadece bir telafidir çünkü bu toplumlar senin hayatının tüm kutlamalarını senden  uzaklaştırdı ve şayet bunu telafi edecek bir şey sana verilmezse yaşamın kültür  için bir tehlike haline gelebilir.

Her kültür sana bir takım telafi edici  şeyler vermek zorundadır, bu sayede sefaletin, kederin içinde tamamıyla  kaybolduğunu hissetmezsin. Ancak bu telafiler sahtedir.

Fişekler ve  renkli ışıklar seni sevindiremez. Bunlar sadece çocuklar içindir; senin için  onlar sadece rahatsızlık verir. Fakat içsel dünyanda ışıkların, şarkıların  sevinçlerin bir sürekliliği olabilir.

Toplumun, şayet baskılanan şey  telafi edilmezse tehlikeli bir halde infilak edeceğini hissettiğinde onu telafi  ettiğini her zaman anımsa. Baskılanan şeyi dışarı salabilmen için toplum bir  şekilde sana izin verecek bir yol bulur ama bu hakiki kutlama değildir ve olamaz  da.

Hakiki kutlama senin yaşamının içinden, yaşamının içinde  çıkmalıdır.

Ve hakiki kutlama takvime göre — Kasım’ın birinde  kutlayacaksın şeklinde — olamaz. Garip, tüm yıl boyunca perişan durumdasın ve  Kasım’ın birinde aniden sefaletinden çıkıp dans ediyorsun? Ya sefaletin sahteydi  ya da Kasım’ın biri sahte; her ikisi de hakiki olamaz. Ve Kasım’ın biri geçip  gittiğinde karanlık deliğine geri dönersin. Herkes kendi sefaletinde, herkes  kendi sıkıntısının içinde.

Hayat sürekli bir kutlama, bir ışık şenliği  olmalı, tüm yıl boyunca. Ancak o zaman gelişebilirsin, çiçek  açarsın.

Küçük şeyleri şenliğe dönüştür.
* * *
Hasta olup yataklara bile düşsen, bu yatakta yatma anlarını,  güzellik ve keyif anları, gevşeme ve dinlenme anları, meditasyon anları, müzik  ya da şiir dinleme anları yapacaksın. Hasta olduğun için üzülmene gerek yok.  Herkes işyerinde çalışıyorken sen yatağında bir kral gibi rahatlıyorsun; birisi  sana çay hazırlıyor, semaver bir şarkı mırıldanıyor, bir dost gelip flüt çalmak  istiyor ... bunun için mutlu olmalısın.

Bu şeyler herhangi bir ilaçtan  daha önemlidir. Hasta olunca bir doktor çağır. Ama daha önemlisi seni sevenleri  çağır çünkü sevgiden daha önemli bir ilaç yoktur. Etrafında güzellik, müzik,  şiir yaratabilecek olanları çağır çünkü bir kutlama anındaki ruh hali gibi şifa  veren başka bir şey yoktur. İlaç en alt seviyedeki tedavidir ama öyle görünüyor  ki biz her şeyi unutmuş durumdayız, bu yüzden de ilaçlara güvenmek zorundayız ve  üzülüp suratımızı asıyoruz; sanki ofiste yaşadığın muhteşem bir zevk varmış da  kaçırıyormuşsun gibi! Ofisteyken acınacak haldeydin — sadece bir gün  çalışmıyorsun ve perişanlığına yapışıveriyorsun — onu  bırakmayacaksın.

Her şeyde yaratıcı ol, en kötü şeyi en iyisi yap; yaşama  sanatı diye ben buna derim. Ve eğer bir insan tüm hayatını, her anını ve her  evresini bir güzelliğe, bir zevke dönüştürerek yaşadıysa, doğaldır ki onun ölümü  de bütün yaşamı boyunca sarf ettiği tüm çabaların en yüksek zirvesi olacaktır.  Son dokunuşlar ... onun ölümü, sıradan bir şekilde her gün herkesin başına  gelenler gibi çirkin olmayacak.

Şayet ölüm çirkinse bunun anlamı tüm  hayatının boşa harcanmış bir şey olduğudur. Ölüm, huzurlu bir kabulleniş,  bilinmeyene sevgiyle yapılan bir giriş, eski dostlara, eski dünyaya tatlı bir  veda olmalıdır. Onun içinde hiçbir trajedi olmamalıdır.
[color=rgb(255, 255, 255)]‘[/color]
Lin Chi adındaki bir Zen Ustası ölüyordu.  Binlerce müridi son vaazını dinlemek için toplanmıştı, ancak Lin Chi sadece  keyifli bir şekilde, gülerek ama tek bir söz bile etmeden öylece  yatıyordu.

Onun öleceğini ve tek bir söz bile söylemediğini gören birisi  — kendisi de bir Usta olan eski bir dostu; o Lin Chi’nin müridi değildi, bu  yüzden ona bunu söyleyebiliyordu — Lin Chi’ye hatırlattı: “Lin Chi, son  sözlerini söylemeyi unuttun mu? Senin hafızanda bir sorun olduğunu hep  söylemişimdir. Ölüyorsun ... unuttun mu?”

Lin Chi dedi ki, “Yalnızca  dinle.” Çatıda iki sincap koşuyordu, bağrışıyordu. Ve, “Ne kadar güzel.” dedi ve  öldü.

“Yalnızca dinle.” dediğinde bir anlığına tam bir sessizlik vardı.  Herkes onun muhteşem bir şey söyleyeceğini zannetti ama sadece iki sincap çatıda  kavga ediyordu, bağrışıyordu, koşuşuyordu... Ve o gülümsedi ve öldü. Ama son  mesajını vermişti: Şeyleri büyük ve küçük, önemli ve önemsiz hale getirme.  Her şey önemlidir. Şu an Lin Chi’nin ölümü çatıda koşuşan sincaplar kadar  önemli, bir fark yok. Varoluşta hepsi aynıdır. Onun tüm felsefesi, bütün  hayatının öğretisi, büyük ve küçük olan diye bir şey olmadığı; ondan ne meydana  getirdiğinin sana bağlı olduğu idi.
[color=rgb(255, 255, 255)]’[/color]
Meditasyonla başla ve bir şeyler içinde  gelişmeye devam edecek; sessizlik, sükûnet, saadet, duyarlılık. Ve,  meditasyondan ne gelecek olursa, onu yaşama katmaya çalış. Paylaş onu çünkü  paylaşılan her şey hızla büyür. Ve ölüm noktasına ulaştığında, ölümün var  olmadığını bileceksin. Elveda diyebilirsin, üzüntüyle dökülen gözyaşlarına gerek  yok; belki coşkuyla taşan gözyaşları olabilir ama üzüntüden değil.

Ancak  masum olmaktan başlamak durumundasın.

O halde en önce, taşıdığın tüm  pislikleri fırlat at. Ve herkes o kadar çok pislik taşıyor ki! İnsan niçin diye  merak ediyor? Sadece, insanlar sana sürekli bunların muhteşem fikirler, ilkeler  olduğunu söyleyip durduğu için... Kendi zekânı kullanmadın. Kendi zekânı  kullan.

Hayat çok basit, o coşku dolu bir dans. Ve tüm dünya coşkuyla ve  dansla dolu olabilir ama hiç kimsenin hayattan zevk almamasına, kimsenin kahkaha  atmamasına, hayatın bir günah olmasına ve hayatın bir cezalandırma olduğuna  ciddi biçimde yatırım yapmış insanlar var. Hayatın bir ceza olduğunun, yanlış  şeyler yapmış olduğun için acı çekip durduğunun ve hayatın, içine acılarını  çekmek için atıldığın bir hapishane olduğunun devamlı olarak sana söylendiği bir  ortamda yaşamından nasıl zevk alabilirsin?

Sana diyorum ki hayat bir  hapishane değil, o bir ceza değil. O bir ödül ve o sadece onu hak edenlere, onu  kazananlara verilir. Artık keyif almak senin hakkın; şayet zevk almazsan bir  günah işlemiş olacaksın. Onu güzelleştirmezsen, onu bulduğun gibi bırakırsan  varoluşa karşı gelmiş olacaksın. Hayır, onu biraz daha mutlu, daha bir hoş  kokulu halde bırak.

Varlığını dinle. Sürekli olarak sana ipuçları  veriyor; o sakin, küçük bir ses. Sana bağırmıyor, bu doğru. Ve biraz sessiz  olursan kendi yolunu hissetmeye başlayacaksın. Olduğun kişi ol. Hiçbir zaman  başkası olmaya çalışma ve olgunlaşacaksın. Olgunluk bedeli ne olursa olsun  kendin olma sorumluluğunu kabul etmektir. Kendin olmak için her şeyi riske  atmaktır, olgunluk tamamıyla buna ilişkin bir şeydir. OSHO (Olgunluk  isimli kitabından)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Sende Dök içini!

« Önceki ::

Sende Dök içini! :: Arkadaşına Gönder!

0 Duygu Yüklenmiştir

Sende Dök içini!

« Önceki ::