Dikkat; Her kişiye değil,Er kişiye...
Hayat bir arayış olmalıdır; bir arzu değil, bir araştırma. Şu olmak, bu olmak için bir hırs değil, bir ülkenin başkanı ya da başbakanı olmak değil de “Ben kimim?”i bulmak için bir arayış olmalı.
Kim olduğunu bilmeyen insanların başka birisi olmaya çalışmaları çok garip. Şu an kim olduklarını dahi bilmiyorlar! Kendi varlıklarıyla tanışmamışlar ama bir şey olma hedefleri var.
Bir şey olmaya çalışmak ruhun hastalığıdır.
Sen varlıksın.
Ve varlığını keşfetmek hayatın başlangıcıdır. O zaman her an yeni bir keşiftir, her an yeni bir keyiftir. Yeni bir gizem kapılarını açar, içinde yeni bir sevgi, daha önce hiç hissetmediğin yepyeni bir şefkat, güzelliğe ilişkin, iyiliğe ilişkin yeni bir duyarlılık gelişir. O kadar duyarlı hale gelirsin ki en ufacık bir ot bile senin için muazzam derecede önem arz etmeye başlar. Duyarlılığın, bu küçücük otun varoluş için en büyük yıldız kadar önemli olduğunu net bir şekilde sana anlatır; bu küçük ot olmadan, varoluş olduğundan daha az bir şey olurdu. Bu küçücük ot eşsizdir, yeri doldurulamaz, onun kendine özgü bireyselliği var.
Ve bu duyarlılık sana yeni arkadaşlıklar yaratacaktır; ağaçlarla, kuşlarla, hayvanlarla, dağlarla, ırmaklarla, okyanuslarla, yıldızlarla arkadaşlıklar. Sevgi geliştikçe, dostluk geliştikçe hayat zenginleşir.
Her kültür sana bir takım telafi edici şeyler vermek zorundadır, bu sayede sefaletin, kederin içinde tamamıyla kaybolduğunu hissetmezsin. Ancak bu telafiler sahtedir.
Fişekler ve renkli ışıklar seni sevindiremez. Bunlar sadece çocuklar içindir; senin için onlar sadece rahatsızlık verir. Fakat içsel dünyanda ışıkların, şarkıların sevinçlerin bir sürekliliği olabilir.
Toplumun, şayet baskılanan şey telafi edilmezse tehlikeli bir halde infilak edeceğini hissettiğinde onu telafi ettiğini her zaman anımsa. Baskılanan şeyi dışarı salabilmen için toplum bir şekilde sana izin verecek bir yol bulur ama bu hakiki kutlama değildir ve olamaz da.
Hakiki kutlama senin yaşamının içinden, yaşamının içinde çıkmalıdır.
Ve hakiki kutlama takvime göre — Kasım’ın birinde kutlayacaksın şeklinde — olamaz. Garip, tüm yıl boyunca perişan durumdasın ve Kasım’ın birinde aniden sefaletinden çıkıp dans ediyorsun? Ya sefaletin sahteydi ya da Kasım’ın biri sahte; her ikisi de hakiki olamaz. Ve Kasım’ın biri geçip gittiğinde karanlık deliğine geri dönersin. Herkes kendi sefaletinde, herkes kendi sıkıntısının içinde.
Hayat sürekli bir kutlama, bir ışık şenliği olmalı, tüm yıl boyunca. Ancak o zaman gelişebilirsin, çiçek açarsın.
Küçük şeyleri şenliğe dönüştür.
Bu şeyler herhangi bir ilaçtan daha önemlidir. Hasta olunca bir doktor çağır. Ama daha önemlisi seni sevenleri çağır çünkü sevgiden daha önemli bir ilaç yoktur. Etrafında güzellik, müzik, şiir yaratabilecek olanları çağır çünkü bir kutlama anındaki ruh hali gibi şifa veren başka bir şey yoktur. İlaç en alt seviyedeki tedavidir ama öyle görünüyor ki biz her şeyi unutmuş durumdayız, bu yüzden de ilaçlara güvenmek zorundayız ve üzülüp suratımızı asıyoruz; sanki ofiste yaşadığın muhteşem bir zevk varmış da kaçırıyormuşsun gibi! Ofisteyken acınacak haldeydin — sadece bir gün çalışmıyorsun ve perişanlığına yapışıveriyorsun — onu bırakmayacaksın.
Her şeyde yaratıcı ol, en kötü şeyi en iyisi yap; yaşama sanatı diye ben buna derim. Ve eğer bir insan tüm hayatını, her anını ve her evresini bir güzelliğe, bir zevke dönüştürerek yaşadıysa, doğaldır ki onun ölümü de bütün yaşamı boyunca sarf ettiği tüm çabaların en yüksek zirvesi olacaktır. Son dokunuşlar ... onun ölümü, sıradan bir şekilde her gün herkesin başına gelenler gibi çirkin olmayacak.
Şayet ölüm çirkinse bunun anlamı tüm hayatının boşa harcanmış bir şey olduğudur. Ölüm, huzurlu bir kabulleniş, bilinmeyene sevgiyle yapılan bir giriş, eski dostlara, eski dünyaya tatlı bir veda olmalıdır. Onun içinde hiçbir trajedi olmamalıdır.
[color=rgb(255, 255, 255)]‘[/color]
Lin Chi adındaki bir Zen Ustası ölüyordu. Binlerce müridi son vaazını dinlemek için toplanmıştı, ancak Lin Chi sadece keyifli bir şekilde, gülerek ama tek bir söz bile etmeden öylece yatıyordu.
Onun öleceğini ve tek bir söz bile söylemediğini gören birisi — kendisi de bir Usta olan eski bir dostu; o Lin Chi’nin müridi değildi, bu yüzden ona bunu söyleyebiliyordu — Lin Chi’ye hatırlattı: “Lin Chi, son sözlerini söylemeyi unuttun mu? Senin hafızanda bir sorun olduğunu hep söylemişimdir. Ölüyorsun ... unuttun mu?”
Lin Chi dedi ki, “Yalnızca dinle.” Çatıda iki sincap koşuyordu, bağrışıyordu. Ve, “Ne kadar güzel.” dedi ve öldü.
“Yalnızca dinle.” dediğinde bir anlığına tam bir sessizlik vardı. Herkes onun muhteşem bir şey söyleyeceğini zannetti ama sadece iki sincap çatıda kavga ediyordu, bağrışıyordu, koşuşuyordu... Ve o gülümsedi ve öldü. Ama son mesajını vermişti: Şeyleri büyük ve küçük, önemli ve önemsiz hale getirme. Her şey önemlidir. Şu an Lin Chi’nin ölümü çatıda koşuşan sincaplar kadar önemli, bir fark yok. Varoluşta hepsi aynıdır. Onun tüm felsefesi, bütün hayatının öğretisi, büyük ve küçük olan diye bir şey olmadığı; ondan ne meydana getirdiğinin sana bağlı olduğu idi.
[color=rgb(255, 255, 255)]’[/color]
Meditasyonla başla ve bir şeyler içinde gelişmeye devam edecek; sessizlik, sükûnet, saadet, duyarlılık. Ve, meditasyondan ne gelecek olursa, onu yaşama katmaya çalış. Paylaş onu çünkü paylaşılan her şey hızla büyür. Ve ölüm noktasına ulaştığında, ölümün var olmadığını bileceksin. Elveda diyebilirsin, üzüntüyle dökülen gözyaşlarına gerek yok; belki coşkuyla taşan gözyaşları olabilir ama üzüntüden değil.
Ancak masum olmaktan başlamak durumundasın.
O halde en önce, taşıdığın tüm pislikleri fırlat at. Ve herkes o kadar çok pislik taşıyor ki! İnsan niçin diye merak ediyor? Sadece, insanlar sana sürekli bunların muhteşem fikirler, ilkeler olduğunu söyleyip durduğu için... Kendi zekânı kullanmadın. Kendi zekânı kullan.
Hayat çok basit, o coşku dolu bir dans. Ve tüm dünya coşkuyla ve dansla dolu olabilir ama hiç kimsenin hayattan zevk almamasına, kimsenin kahkaha atmamasına, hayatın bir günah olmasına ve hayatın bir cezalandırma olduğuna ciddi biçimde yatırım yapmış insanlar var. Hayatın bir ceza olduğunun, yanlış şeyler yapmış olduğun için acı çekip durduğunun ve hayatın, içine acılarını çekmek için atıldığın bir hapishane olduğunun devamlı olarak sana söylendiği bir ortamda yaşamından nasıl zevk alabilirsin?
Sana diyorum ki hayat bir hapishane değil, o bir ceza değil. O bir ödül ve o sadece onu hak edenlere, onu kazananlara verilir. Artık keyif almak senin hakkın; şayet zevk almazsan bir günah işlemiş olacaksın. Onu güzelleştirmezsen, onu bulduğun gibi bırakırsan varoluşa karşı gelmiş olacaksın. Hayır, onu biraz daha mutlu, daha bir hoş kokulu halde bırak.
Varlığını dinle. Sürekli olarak sana ipuçları veriyor; o sakin, küçük bir ses. Sana bağırmıyor, bu doğru. Ve biraz sessiz olursan kendi yolunu hissetmeye başlayacaksın. Olduğun kişi ol. Hiçbir zaman başkası olmaya çalışma ve olgunlaşacaksın. Olgunluk bedeli ne olursa olsun kendin olma sorumluluğunu kabul etmektir. Kendin olmak için her şeyi riske atmaktır, olgunluk tamamıyla buna ilişkin bir şeydir. OSHO (Olgunluk isimli kitabından)








0 Duygu Yüklenmiştir